Ana içeriğe atla

UBP-DP azınlık hükümetinin asgari ücret sevdası…

 




2. BÖLÜM

UBP-DP hükümetinin rekor sayılabilecek bir süratle yeni asgari ücreti belirlemesinin nedeni neydi sizce?

Asgari ücret tarihinde, bir oturumda belirlenen asgari ücret ben hatırlamıyorum, hatırlayanlar bizlere de hatırlatsın lütfen. Üstelik, devlet temsilcisi ve “işçi temsilcisi”nin oylarıyla… Üstelik, işveren temsilcisinin protesto edip terkettiği bir toplantıda…

Duyan da, KKTC’de “işçi iktidarı-proletarya diktatörlüğü” var sanacak; işçi-devlet el ele!

Sermayedarlar çaresiz, toplantıyı terk etmek zorunda kaldılar! İtiraz edeceğiz deseler de, işin gerçeği, iktidarın işçi aşkı karşısında teslim oldular…

O zaman, “yaşasın işçi, emekçi dostu, asgari ücret sevdalısı UBP-DP koalisyonu!”

Ve bu “sevda” işveren kesiminin “itirazlarına” rağmen devam etmiş ve tekrardan iktidar ve işçi temsilcilerinin olumlu ve işveren temsilcisinin olumsuz oylarıyla kabul edilmiştir.

Nasıl ama, güzel bir mizansen değil mi?

Bu durumda, asgari ücretli bir işçi olarak 23 Ocak’ta yapılacak milletvekilliği seçimlerinde hangi partiye oy verirdiniz?
Şüphesi olanlar, işçi tarafını temsil eden sendikalara sorsun. Hatta soruldu bile.

Cevap; “Hükümet temsilcilerinin de desteğiyle belirlediğimiz yeni asgari ücret ilk kez kamu başlangıç maaşının üstünde bir rakamdır, işçilerimize hayırlı uğurlu olsun!”

Bu Oyunu Bozmak Lazım

Tam bir mizansen, tam bir çadır tiyatrosu…

Hakkını vermek lazım, bütün taraflar rollerini güzel oynuyor ama, UBP-DP Azınlık Hükümeti bir başka. Seçim öncesi işçilerimize yeni bir asgari ücret hediye etmek için canla başla çalıştılar. Bunu elde etmek için işverenleri küstürmeyi bile göze aldılar. İşçi kesimini temsil ettiğini iddia eden sendika ile anlaşarak asgari ücrete son halini verdiler.

İşverenler Sendikası temsilcisi bu rakamın (7.000 TL) kabul edilemez olduğunu, uygulanması halinde birçok işyerinin işçi atmak, ya da kapısına kilit vurmak zorunda kalacağını iddia etmektedir. Hatta, itirazlarına rağmen tekrardan işçi ve devlet oylarıyla aynı rakam kalması üzerine, “seçim yasakları içinde asgari ücret belirlenemez!” diyerek mahkemeye başvuracaklarını dahi telafuz etmeye başladılar.

Ne dersiniz, bu da mizansenin ikinci perdesi olabilir mi?

Mümkün; mahkeme sonuçlanıncaya kadar yenisi değil, eskisi ödenir. Sonrası allah kerim.

Nasıl olsa, seçimler yapılmış, oylar devşirilmiştir…

Büyük sermaye kesimlerinin, “bu asgari ücreti birçok işyeri ödeyemeyecek, ya işçi çıkarmak, ya da işletmesine kilit vurmak zorunda kalacaktır!” söylemi neyi hedeflemektedir?

Bu söylem, aslında çok küçük sermaye ile iş çevirmeye çalışan küçük esnafı işçi ile karşı karşıya getirme taktiğinden başka bişey değildir. Küçük esnafın zor durumda olmadığını iddia edecek durumda değiliz. Hatta, sürekli iflas etme tehdidi altında oldukları da doğru. Tamam da, bunun sorumlusu, nedeni asgari ücret miktarı mı?

İşveren örgütleri, hatta küçük esnaf örgütleri bile ekonomik zorluklarının sebeplerinin başına işçilere ödedikleri “yüksek” ücretleri koymaktadırlar. Nerdeyse, asgari ücretli işçilerin durumunun işletme sahiplerinin durumundan daha iyi olduğunu iddia edecekler. Durum buysa, onlara bir tavsiyemiz olacak; sefil işletmenizi kapatıp, daha avantajlı olduğunu iddia ettiğiniz asgari ücretle bir işe giriniz…

İşte bu noktada hemen “girişimci ruh” ya da “rekabetçi ruh” ve hatta “vatan için üretim aşkı” devreye girer; “ama biz üretmek istiyoruz” diye karşılık alırsınız. İyi, güzel, “girişimci ve rekabetçi ruhunuzu” koruyun, hatta “vatan için üretme aşkı”nızı da, ama bilin ki; bütün bunlara karnımız tok, yemiyoruz!

Çünkü, bütün bunlar işin “edebiyat” kısmı! İşin esası ise kardır. Hiçbir girişimci, hiçbir sermaye sahibi sermayesini “aşk” için riske atmaz. Sermaye çoğalmak için vardır; sürekli büyümek, daha da büyümek, en büyük olmak… Sürekli büyümek için artı değeri sürekli büyütmek lazım. Sürekli büyümek için girdi harcamalarını sürekli kısmak lazım. Sürekli büyümek için rakiplerin büyümesini engellemek lazım. Sürekli büyümek için, önündeki engelleri kaldırıcı kararlar üretecek siyasal otoriteye sahip olmak lazım…

Bu gerçekler dikkate alındığında, küçük esnaf denen kesimin tek derdinin işçilerine ödediği asgari ücret olmadığı görülecektir. Hatta, onun derdini tek anlayabilecek sosyal sınıfın bu asgari ücretli işçiler olduğu da görülecektir.

Küçük esnafın düşmanı işçiler değil, kendini de onlardan biri sandığı büyük sermayedarlar, büyük burjuvalar sınıfıdır. Halbuki, küçük esnaf bu büyük burjuva sınıfına ait değildir. O, olsa olsa, büyük burjuvaziye işçileri daha çok sömürmesi ve servetine servet katabilmesi için yardımcı olan ve kendini işveren olarak görüp gururlanan, ama büyük sermayenin masasından dökülen kırıntılarla yetinen sefil bir küçük burjuvadır. Unutmadan ekleyelim; o, aynı zamanda sürekli büyümek ve büyük burjuva olma hayalleri de kuran bir sefil küçük burjuvadır…

Küçük burjuvazinin bu sefil yaşamdan kurtulması, işçileri kendi varlığına rakip görmesiyle değil, tersine, işçilerin de sefaletinin sorumlusu olan ortak düşmana karşı ortak mücadelenin başlatılmasıyla olacağını görmesi lazım.
Bu ortak düşman kapitalizmdir; üretim araçları üzerindeki mülk edinme biçimidir, kapitalist üretim ilişkileridir.

İşte bu gerçekleri görmediği sürece, burjuvazinin bu asgari ücret mizansenine inanmaya, hatta katkı koymaya ve işçilerle beraber kendi kuyusunu da kazmaya devem edecektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...