Ana içeriğe atla

Usta Şair Şener Levent Döktürdü Gene! (*)




Her zaman söylemişimdir, Şener Levent usta bir şairdir diye…

O, köşe yazılarını da şiir gibi yazar…

“Su içer gibi” okunmasının tılsımı budur yazdıklarının…

O, konuşurken de şiir okur sanki!

Şener Levent usta bir şairdir!


Ya siyaset?

Şiirde tutarlılık pek gerekli değil de, siyasette olmazsa olmazdır!

Şiirde gerçeği ortaya serme pek gerekli değil de, siyasette olmazsa olmazdır!

Şiirde sonuç alma pek gerekli değil de, siyasette olmazsa olmazdır!

Tabi, halk için siyaset yapıyorsanız  eğer!


Usta şair Şener Levent, bilmiyor mu ki, bireyler sistemler tarafından yoğrulur, şekillendirilir ve sistem uğruna kullandırılır?

Bilmez olur mu hiç usta şair, Moskovalar’da eğitim almış usta düşünür!

Hani, Marks’ı, Lenin’i,  Gorki’yi, Çehov’u ve daha nicelerini “yalayıp yutmuş”; Stalin’in katil olduğuna nerdeyse tıpkı R.R. Denktaş gibi, “delilleri gördüm!” diyerek “kalıbını basacak olan” “usta siyasetçi” Şener Levent, siyasetteki şu basit olgudan habersiz olabilir mi?

Evet usta şair Şener Levent, bak Marks ne diyor;

“Toplumlar tarihi, sınıf mücadeleri tarihidir!”

Marks ve Marksistler tarihi böyle değerlendirdi hep ve hala daha da öyle yapmaktadırlar…

Çünkü, yapmazlarsa, senin yaptığın gibi, olayları, gelişmeleri sınıflar arası mücadelenin yansımaları, sonuçları ve çelişkileriyle değil de, bireylerin çıkarları üzerinden görüp, açıklamaya kalkacaklar ve “halt edecekler!”

Örnekleyerek devam edelim istersen, “Bilal da anlasın!”

Mesela; 1974’ün bir NATO operasyonu olduğunu bilmiyor olamazsın, değil mi usta şair Şener Levent? 

Hem 15 Temmuz’un, hem de 20 Temmuz’un birbirini tamamlayan iki tarih, iki harekat ama aynı amaç uğruna yapılmış, Kıbrıs halkının bağrına saplanmış tek bir hançerin iki keskin yüzü olduğunu, bir NATO hançeri olduğunu bilmiyor olabilirmisin, usta şair Şener Levent?

Bilmiyor olacağını bir an bile düşünmedim, seni tanıdım tanıyalı…

Ve, hep kafa yormaya çalıştım, öyleyse neden diye…

Bir mesela daha; Uluslararası hukuk dediğin mevhumun, aslında bir burjuva hukuk olduğunu bilmiyor olamazsın!

Daha net söyleyelim; bugünkü uluslararası hukuk, başta ABD, Britanya ve AB devletlerinin elinde oyuncak haline gelmiş bir hukuk değil mi sence de?

Sence, 1974’ten bu yana bu “uluslararası hukuk” zannedildiği gibi çalıştırılsa, TC Kıbrıs’ın kuzeyini değil ellibir sene, bir hafta bile işgalinde tutabilirmiydi? Hatta, 20 Temmuz günü askerini adaya çıkarabilirmiydi?

“Bilmem!” deme! Sen her “şeyi bilen”, “her şeyi önce söyleyen”, adanın kuzeyinde “işgale karşı tek başına mücadele eden” usta şair, “tek kahraman” Şener Levent değilmisin?

Nasıl oluyor da, böylesi bir detayı atlayabiliyorsun? Nasıl oluyor da, Türkiye’nin işgaline, hem ABD’nin, hem Britanya’nın ve hem de anlı şanlı AB’nin ellibir yıldır “yürü da gorkma!” dediğini göremezsin? Bir yandan TC’ye “yürü da gorkma!”, diğer yandan sana “barışa katkılarından dolayı” Avrupa Yurttaşlık Ödülü”…

Tıpkı İngilizin, “tavşana kaç, tazıya tut!” dediği gibi yani!

Onlar emperyalizmin siyasetçileridirler yaparlar, yapacaklar…

Sana n’oluyor, sen “usta şair”, “usta siyasetçi”, “tek kahraman” değil misin, sana n’oluyor?

Onların bu ikiyüzlülüklerini teşhir etmek değil mi, şairin, siyasetçinin, kahramanın görevi?

Bak, çok güvendiğin Kıbrıs Cumhuriyeti (KC) Cumhurbaşkanı Hristodulis AB’ye taşımış senin Tayyip’in mahkemeleriyle olan kavganı…

O Hristodulis ki, Kıbrıslıları atlayıp Tayyiple pazarlık yapıp anlaşmaya çalışan…

Bunların hep şov olduğunu göremiyormusun?

Bir KC vatandaşı olarak Kutlu Adalı cinayeti konusunda ne yaptı KC?

Demem o ki, çok da güvenme şu burjuvalara, Kıbrıslı olmaları pek bişey değiştirmez çünkü, burjuva burjuvadır…

Sen, usta şairliğin yanında, görmüş geçirmiş birisin aslında.

Bir düşün bakalım, Türkiye seni ortadan kaldırmak istiyor ama beceremiyor, öyle mi?

Senin bu varsayımın, Kıbrıs’ın kuzeyindeki hukuk sisteminin nispeten demokratik oluşuna dayanıyor anladığım.

İşal altında bir ülkede, ekonomi işgalcinin kontrolünde, güvenlik ha keza, Cumhurbaşkanı işgalcinin kuklası, hükümet beş beter…

Ama, hukuk demokratik ve hem de işgalciden bağımsız, öyle mi?

Yoksa, TC dünyadan korktuğu için mi dokunamıyor senin kılına?

Yapma, Kıbrıs’ı ikiye bölme cüretini göstermiş, binlercesini kuzeye, onbinlercesini güneye göç ettirmiş, “kurtarmaya geldiği” devleti yok sayarak, yerine iki tane başka devlet kurmuş, yerliden kat kat fazla nüfus taşımış, adanın bölünmüşlüğünün tescillenmesi için adım üzerine adım atmakta olan ve bu adımları atarken ABD’den, ne  Britanya’dan, ne AB’den, ne de BM’den kayda değer bir itiraz, bir engel gelmezken, niye korksun bu dünyadan TC?

TC onların Kıbrıs’taki jandarması…

TC biliyor da, sen nasıl bilemezsin bunu?

Öyleyse?

Tüm bunlar bir yana, nasıl sonuç almayı planlıyorsun bu kavganda?

Yoksa sonuç almak için değil mi yürüttüğün kavga?

Birkaç gün önce, Maypa’nın programında “solu da sağı da aynıdır bu ülkenin”. O nedenle partilere girmemeyi öğütlüyordun dinleyenlere. Partilerin dışında kalarak ancak özgür olunabileceğinin vaazını veriyordun kitlelere.

CTP’yi sol sayıp, solu yadsımak, sol görünümlü burjuva partilere kızıp örgütsüzlüğü aşılamak mı senin misyonun?

Doğrudur, CTP siyasetiyle başarıya ulaşılamaz. 

Aynı şekilde, TDP siyasetiyle de ulaşılamaz!

İyi de, TDP siyasetini savunan Akıncı’ya verdiğin desteğe ne demeli?

Akıncı’ya verdiğin destek, TDP’ye, TDP siyasetine verilen bir destek değil mi sence?

Bu nedenle, siyasette tutarlılık önemlidir, hem de çok!

Biz marksistler KKTC’ye bir şekilde karşı çıkarken, sen ve senin gibiler sol adına desteklediniz kuruluşunu, desteklemediniz mi?

Şimdi kalkmış, sizin dışınızdaki solun hepsini “tek bir kazana atıp kaynatma” cüreti gösteriyorsunuz!

Dediğim gibi, siyasette tutarlılık önemlidir, hem de çok!

Tekrar soruyorum, nasıl sonuç almayı planlıyorsun bu kavganda?

AB’nin kucağına oturmuş, ABD’ye ve Orta Doğu’daki vahşetine payanda olmuş KC’ye geri dönüşü  savunarak mı sonuç almayı hayal ediyorsun?

Bak, bu hayalin gerçekleşebilir işte!

KC’nin de, AB’nin de dahil olduğu ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) senin de naçizane katkılarınla gerçekleşebilir!

İşte orda, BOP’un “eş genel başkanı” ile kol kola girmeniz oldukça muhtemel bir sonuç olacaktır!


____________________________________________

(*) Bu yazı Şener Levent’in 27 Mayıs 2025 tarihli Avrupa gazetesinde yayınlanan “KAN DÖKTÜNÜZ ALDINIZ, SİZİN OLMADI” başlıklı yazısı üzerine kaleme alınmıştır.

Burdaki eleştiri ve değerlendirmeleri daha iyi anlayabilmek için Levent’in bu yazısı ile birlikte okunmasını öneririm.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...