Ana içeriğe atla

Bir emperyalist siyaset artı bir anti-emperyalist siyaset iki anti-emperyalist siyaset yapmaz! Yoktan Var Olmaz (2)

 




NOT: Önünüzdeki bu yazı, elde olmayan nedenlerle yaklaşık 2 ay geciktirilmiş bir yazıdır. Yazı, 4 bölüm halinde yayınlanacaktır. Bu bölüm, yazının ikinci bölümüdür.

BİRİNCİ BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


2. BÖLÜM: Gelişmelerin Özeti

1.

Üstteki genel değerlendirmelerden sonra, ülkemiz sol hareketi içinde son dönemde yaşanan bazı somut gelişme ve tartışmalara bir göz atalım.

27 Mayıs 2022 tarihinde, Devrimci Komünist Birlik (DKB) temsilcisi Yusuf Alkım’dan bizim de üye olduğumuz internet üzerinden şöyle bir grup mesajı ulaştı elimize:

“Değerli örgüt yöneticileri, ülkemiz üzerinde devam etmekte olan işgal ve bölünmüşlüğe, ülke ve bölge halkları arasında yaratılmaya çalışılan kutuplaşmaya karşı öncelikle Kıbrıs’ın kuzeyindeki ve Türkiye’deki ilerici örgütlerin imzasını sunulmak üzere ortak bir deklarasyon taslağını ekte sizlere sunuyoruz.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki örgütler olarak ortaklaştıktan sonra bu metni Türkiye’deki yapılara da ulaştırıp imza koymalarını talep etmek, ardından bu ortak deklarasyonu kamu oyu ile paylaşmayı öneriyoruz. Bir sonraki aşamada bu metne güneydeki ve Yunanistan ile İngiltere’deki örgütlerin de imza koyması için çağrı yapılabilir.

Metin ile ilgili görüşlerinizi 1 Haziran tarihine kadar bekliyoruz. İyi çalışmalar.” [1]

Kıbrıs Sosyalist Partisi  Merkez Komitesi (KSP MK) olarak böyle bir girişimi siyasetimize uygun, son dönem gelişmeleri karşısında atılması gereken bir adım olarak değerlendirip olumlu karşıladığımızı, lakin bu amaçla kaleme alınan deklerasyon taslağının geliştirilmesi gerektiği kararını aldık ve 30 Mayıs 2022 tarihinde, şu mesajla ilgili taraflara duyurduk:

“ DKB’nin önerisine partimizin destek vermesi kararlaştırıldı. Bu çağrı doğru bir esasa dayanmasına rağmen, sunulan bildirinin geliştirilmeye ihtiyacı olduğu belirlendi. Partimiz böyle bir pratiği destekliyor. Ancak ortaya konan bildiri taslağının birlikte  geliştirilmesini öneriyor.”

Bu arada, aynı gün Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) de olumlu dönüş yapıp, süreçte var olduğunu bildirdi.

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ise, 1 Haziran 2022 tarihli mesajında “Ne yazik ki bu metinde belirtilenler partinin  geleneginde olmayan ve altina imzamizi atmayacağımız ifadelerdir.” diyerek böylesi bir işbirliğine katılmayacaklarını bildirdi.

TDP’nin uygun bulmayıp imza atmadığı, YKP’nin uygun bulup imzaladığı ve KSP’nin desteklemesine rağmen yetersiz bulup, geliştirilmesi gerektiğini belirttiği DKB’nin sunduğu “taslak metin” üzerinde biraz durmakta yarar görüyorum.

“Taslak metin” yerinde bir tespit ile başlar:

“Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de hakim olan, olmaya çalışan emperyalist ülkeler yüz yıllardır Kıbrıs halklarını sömürüye ve zora dayalı bir şekilde bölmekte, bağımsızlığını ayaklar altına alarak kendi hakimiyetlerini sürdürmeye çalışmaktadır.”

Bu tespit, Kıbrıs sorunu dediğimiz sorunun emperyalizmin bölgemizde yürüttüğü hakimiyet dalaşının yarattığı bir sorun olduğunu vurgulaması açısından önemli bir tespittir.

Aynı şekilde, alttaki paragraftan da görüleceği gibi, sorunun günümüzde de sürdürülmesinin sorumlusunun da emperyalizm olduğu vurgulanmaktadır çok doğru bir şekilde:

“… ve özellikle son yarım yüzyılda her geçen gün daha da açık bir şekilde ortaya çıkan bölgedeki yeraltı kaynakları nedeniyle, dünya üzerindeki egemen güçlerin kontrol altında tutmaya ve kendi hegemonyalarını kurmaya çalıştıkları bir konumdadır.”

Böylelikle, “taslak metin” emperyalist sistemin Kıbrıs sorunundaki sorumluluğunun sadece günümüze ait olmayan, “tarihsel bir olgu” olmayıp, bugünkü aşamada ve oynanan oyunlarda, yani; yarım asırdır bir türlü elde edilemeyen barış ve çözüm konusunda da, hatta önümüzdeki süreçte yaşanması muhtemel çatışmalar ve dolayısıyla çekilecek acılardan da  sorumlu olduğunu vurgulamaktadır.

“Taslak metin” aynı zamanda, bu emperyalist simteme dahil olan İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin de sorumlu olduğunu, 1974’te gerçekleştirilen ve adamızın bölünmesiyle sonuçlanan planın aslında bir NATO planı olduğuna doğru bir şekilde vurgu yapmakta ve şu sonuçlara varmaktadır:

“Kıbrıs üzerindeki tüm yabancı askeri üsler kapatılmalı, ordular geri çekilmelidir. Adanın güneyindeki Yunanistan etkisi dağıtılmalı, kuzeyindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin işgali sona erdirilmeli, siyasi, ekonomik, kültürel tahakkümü son bulmalıdır.”

İşte, KSP MK’sının “taslak metni” olumlu bulmasının temelleri bunlardı.

Ama, KSP MK’sı bu “taslak metnin” aynı zamanda “geliştirilmesi” gerektiğine de vurgu yapmış ve bunun hep birlikte yapılmasında yarar gördüğünü vurgulamıştır.

Çünkü; KSP MK’sı, “taslak metin”deki ’emperyalizm’ kavramı ile hangi güçlerden bahsedildiğinin net olmadığına, halbuki bu konuda netliğin şart olduğuna inanmaktadır.

Çünkü; KSP MK’sı, bu netlik sağlanmadan Kıbrıs ve bölgede yaşanan gelişmelerin doğru bir şekilde değerlendirilemeyeceğine inanmaktadır.

Çünkü; KSP MK’sı bu gelişmeler doğru bir şekilde değerlendirilmeden, doğru bir kurtuluş stratejisinin ortaya konulamayacağına inanmaktadır.

“Taslak metinde” ’emperyalizm’ derken NATO’dan sözedilmekte, Anglo Amerikan emperyalizminden sözedilmekte, hatta İngiltere’nin bu kapsamda bir ülke olduğuna vurgu yapılmakta, Türkiye ve Yunanistan’ın NATO ülkeleri olmaları vurgulanarak sorumlulukları hatırlatılmaktadır.

Ama, KSP MK’sı, AB’nin bu kapsamda görülüp görülmediğine, Kıbrıs sorunundaki sorumluluklarına, bugün Kıbrıs denizlerinde süren “gaz yatakları kavgasındaki” rolüne değinilmemesini büyük bir eksiklik olarak değerlendirmektedir.

Bu nedenle “taslak metne”, adanın güneyindeki AB hakimiyetine karşı da mücadele edilmesi gerekliliğini vurgulamak zorunda olunduğuna dikkat çekmek için öneri yapmıştır.

Tamam, KSP MK’sı ta baştan önerilerini somutlaştırmak ve sadeleştirmek becerisini gösterememiş, hatta ‘öneri’ formatında değil de, gerekçelendirme ve izah etme tarzında kaleme almış ve gerek DKB ve gerekse YKP tarafından somut öneri yapmamakla ve çok uzun bir cevabi yazı  göndermekle eleştirilmiştir.

Eyvallah, haklısınız yoldaşlar…

Ama, iki açıdan da haksızsınız! Haksız olmanız bir yana, aynı zamanda da yanlışsınız!

Birincisi; neymiş efendim, KSP MK’si kendi kararlarını öneriyormuş cevabında… Eee! Kimin kararlarını önerecekti? MK’nın alıp ilan ettiği kararları “taslak metne” önermemeliymiş…

Yoldaşlar, sizin “taslak metin” diye diğer örgütlere önerdikleriniz içinde kendi örgüt kararlarınız yok mu?

Bir partiyi, kendi kararlarını öneriyor diye eleştirmek, suçlamak kadar ‘absürd’ bir yaklaşım olabilir mi?

Olabilirmiş demek ki!

Meğer, ‘öneri’ derken kastedilen ve istenen her partinin kendi görüşleri değil, ‘ortak görüşler’ imiş…

Halbuki, ortaklaşabilmek için ayrılık noktalarımızı tespit etmek gerekir diyordu Lenin 100 sene öncesinden, birlik üzerine konuşurken…

Farklılıklarımızı tespit edebilmek, dolayısıyla da hemfikir olduğumuz konuları açığa çıkarabilmek için görüş, düşünce ve önerilerimizi olduğunca net bir şekilde ortaya sermemiz değil mi olması gereken? Biz marksist leninistler böyle bakıyoruz konuya, belli ki bu konuda da farklı düşünüyoruz…[2]

İkincisi; KSP MK’sı şu öneriyi yapmakla “ortaklaşmayı imkansızlaştırmak ve dolayısı ile bu ortak deklerasyonun dinamitlenmesi sonucunu doğuracak”mış diyor DKB temsilcisi Yusuf Alkım.

Hangi öneriymiş bu?

Şu cümle:

“Adanın güneyinde AB ve Yunanistan’a bağımlılık sona ermelidir!”

İşte “dananın kuyruğunu koparan” cümle…

Niye? Yunanistan’ın Kıbrıs sorunundaki sorumluluğu “taslak metin”de de vurgulanmıyor muydu? Vurgulanıyordu…

“Taslak metin”de Kıbrıs sorununda emperyalizmin sorumluluğu defalarca vurgulanmıyor muydu? Vurgulanıyordu…

Hatta, “Aglo – Amerikanlar” ve “İngiltere” ve NATO üyeleri de olan Türkiye ve Yunanistan’ın sorumluluklarının altı çiziliyor…

Demek ki; üstte sözedilen KSP MK önerisinde esas sorun Yunanistan ve ona olan bağımlılığın sona erdirilmesi değilmiş…

Hatta, “taslak metin”de bakın ne deniyor:

“Adanın güneyindeki Yunanistan etkisi dağıtılmalı” 

Demek ki, sorun gerçekten Yunanistan’ın hakimiyetinin dağıtılmasını önermek de değilmiş.

Sorun, açıkça ve ‘kıvırmadan’ yani ‘dümdük’ AB’ye bağımlılığın sona erdirilmesini önermekmiş anlaşılan…

Üstelik, siz ’emperyalizme’ referans olarak AB dışında diğer ülkeleri verirken AB’nin emperyalist bir birlik olduğunu vurgulamaktan ‘cambazvari bir maharet’ ile kaçınıyorsunuz…

Yani; aslında siz AB’yi emperyalist ülkelerin bir birliği olarak görmüyorsunuz;

Yani; aslında siz AB’yi en azından Kıbrıs sorununda sorumlu tutmuyorsunuz;

Yani; siz aslında Kıbrıs sorununun çözümü için AB’ye karşı mücadele edilmesi gereken bir güç olarak bakmıyorsunuz…

Yani; siz aslında AB emperyalizmini Anglo Amerikan emperyalizmine mücadelede bir müttefik olarak değerlendiriyorsunuz…

Yok, yok, öyle düşünmüyorsunuz, ama YKP’nin “Adanın güneyinde AB’ye bağımlılık sona ermelidir!” cümlesinin altına imza atmayacağını bildiğiniz için tercihinizi YKP’den yana, doğrudan yana değil de, yanlıştan yana kullandınız değil mi?

Öyle diyorsunuz aslında yazdıklarınızla:

“bu paragrafa önerilen “Adanin güneyinde AB ve Yunanistan’a bağımlilik sona ermelidir!” kısmında ortaklaşılması pek mümkün değildir sanırım. Bu bildiride AB’den çıkılmasını talep etmek bizim için öncelikli değildir, eğer YKP de buna olumlu yaklaşırsa elbette eklenebilir.”

Kim diyor bunu? DKB temsilcisi Yusuf Alkım diyor.

YKP kabul etmez diyerek net bir emperyalizm açılımı yapamadıktan, YKP farklı düşünür diyerek, emperyalizme karşı mücadele birliği oluşturduğunuz imajı vererek ve emperyalizme karşı mücadele ediyor görüntüsü vererek, ama aslında AB’nin emperyalist karakterini “flulaştırdıktan” sonra sizin ‘ortak deklerasyonunuzun’ ne kıymeti kalır ki!


[1]Yusuf Alkım, 3 Haziran 2022 tarihinde gönderdiği tartışma notu. Taslak metni ve yürütülen tartışmaları bu linkten bütünlüklü inceleme şansınız var: http://www.kibrissosyalistpartisi.com/referanslar/bir-emperyalist-siyaset-yazisi-referansi/

[2]Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek, Aylık Siyasi Gazete, Mayıs 1998, Yıl 3, Sayı 28, sayfa 2, 9, 13.) http://st-cyprus.co.uk/stc-resources/Sayi28.pdf


2. BÖLÜMÜN SONU. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM YARIN YAYINDA!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...