Ana içeriğe atla

Külliye – Egemenlik ve “sol muhalefet”

 

Diyelim ki; bir sebepten veya bazı sebeplerden dolayı Ankara külliye yapımından vazgeçti. 

Olmaz mı? Niye olmasın, kabloyla elektrik getirilmesi konusu n’oldu? Hala devam ediyor mu, yoksa sessiz sedasız rafa mı kaldırıldı o proje? 

Evet, diyelim ki, külliye yapımı projesi de sessiz sedasız rafa kaldırıldı. Ne anlama gelecek bu? Birçokları, “direndik ve geri çektiler!” diyecek, değil mi? Bazıları da, “aklın yolu bir, bunca ihtiyaç varken külliye yapılması zaten doğru değildi ve Ankara bu gerçeği geç de olsa gördü” demeyecek mi? 

Yani, külliyeye karşı mücadele edenler, bu iş bittiğinde de devam edecek mi yürüttüklerini iddia ettikleri egemenlik mücadelesine? Biliyorum, külliye öncesi egemenlik mücadelesi yürütenler devam edeceklerdir kendi çaplarında egemenlik mücadelesi vermeye. Tamam da, külliye öncesi egemenlik mücadelesi vermeyenler, “biz zaten egemen bir devlet ve toplumuz” hatta, “GKK da bana bağlıdır” diyenler, siyaset değiştirip “egemenliğimizi TC’den geri alacağız!” deycekler mi? Yani, bundan sonra KTOEÖS Başkanı işgalden söz ettiğinde, CTP Başkanı kürsüye çıkıp, “ben bununla hem fikir değilim!” demeyecek mi? Yani, TDP Genel Başkanı Mine Atlı, “Kıbrıs’ın kuzeyinde iktidar Ankara’nın elindedir, biz sadece yönetmeye talibiz” demeyecek mi artık? Onun yerine, “TDP, iktidarı Ankara’nın elinden kurtarmaya taliptir!” mi diyecek?

Ya YKP, BKP ve Sol Hareket egemenlik mücadelesi konusundaki “emperyalist bulaşığı” siyasetlerini gözden geçirecekler mi? Mesela YKP, AB konusundaki siyasal tavrını değiştirecek mi? AB’nin emperyalist ve gerici bir “blok” olduğunu kabul ederek, egemenlik mücadelesinin hedeflerinden birinin de AB olduğunu kabul edip, ilan edecek mi?

Yani, “sol muhalefet”in doğal ve ideolojik bileşenleri olan saydığım tüm bu siyasal partiler, Kıbrıs sorununun çözümünü BM şemsiyasi altına sokarak imkansızlaştırma siyasetlerini gözden geçirecekler mi?

Ya da, Türk tarafının (bunu bilerek kullandım, çünkü Ankara ve KKTC aslında tek taraftır. Bu, iktidarda ve sarayda kimin oturduğundan bağımsız bir gerçektir ve Denktaş döneminde de Talat ve Akıncı dönemlerinde de böyleydi) masaya sunduğu “federasyon” önermesiyle, “iki devlet” önermesinin çok da farklı önermeler olmadığını farkederek, bundan vaz geçecek ve kendi bağımsız çözüm siyasetlerini savunacaklar mı?

Tüm bunların olmayacağını siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum.

O zaman, neden bu sahte egemenlik nutukları? Seçim var, değil mi?

Tamam, seçim var ve doğal olarak sizler de seçilmek istiyorsunuz. Tamam da, külliye meselesinin egemenlik ile ilgisi olduğunu zar zor da olsa, inanmaya inanmaya da olsa kabul etmiş görünüyorsunuz da, Yerel Yönetim Organları (Belediye Başkanlığı, Belediye Meclis Üyelikleri ve Muhtarlıklar) için seçimlerin egemenlik mücadelesi ile ilgisi yok mu? Bunu nasıl göremiyorsunuz?

Egemenlik mücadelesi aslında ulusal kurtuluş mücadelesidir. İşale karşı mücadeledir. İlhaka karşı mücadledir. Bunların tezgahlayıcısı, kollayıcısı olan emperyalizme karşı bir mücadeledir.

Ve, ulusal kurtuluş mücadelesi halk güçlerinin birleşmesiyle verilebilir, muzaffer olabilir.

Halk güçlerinin birliği ise, halkın bağımsızlığı, halkın egemenliği temel alınırsa elde edilebilir…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...