Ana içeriğe atla

Kim kazandı?

 

Konumuz malum; Yerel Yönetim Organları seçimleri  ve kimlerin kazandığı…

Kimlerin kazandığı, kimlerin kaybettiği konusunda yazmayan bir ben kaldıydım.

İşte, ben de yazdım…

Nasıl belirleyeceğiz kimlerin kazandığını?

Çok basit diyeceksiniz, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ilan etti ya kazananları!

Mesela, 18 belediye başkanlığından 7 tanesini CTP, 6 tanesini UBP, 1 tanesini TDP, 1 tanesini DP ve 3 tanesini de Bağımsız adaylar kazandı diyor YSK.

Seçim sürecinde UBP ve ortakları seçimlerin iki kesim arasında olduğunu iddia etmişlerdi; bir yanda 2 egemen devlet isteyenlerle, diğer yanda istemeyenler, “anavatan” Türkiye ile beraber hareket edenler ve etmeyenler diye…

Bu hesaba göre kim kazandı seçimleri, anavatancılar mı, yoksa “anavatana” karşı olanlar mı?

Mesela, Girne Belediye Başkanlığı’nı kazanan Murat Şenkul veya partisi CTP “anavatan” Türkiye’ye karşı mı?

23 Aralık akşamı BRT’de düzenlenen ve bütün parti yetkililerinin katıldığı programda BKP temsilcisi İzzet İzcan’ın, Türk işgaline karşı oldukları için CTP ile ittifak yaptıklarını söylemesi üzerine, UBP temsilcisi Özdemir Berova bu söylemi kabul etmediklerini, CTP’nin de kabul etmeyeceğini düşündüklerini, değilse CTP temsilcisinin buna açıklık getirmesini istedi.

Ne dedi orada oturan CTP temsilcisi Devrim Barçın? HİÇ! “Sin da gulle geçsin…”

Kötü mü olur, İzzet İzcan’ın bu imasına kanacak anti işgalci kitleden de birazcık oy alsak? Ne de olsa bu edilen lafların CTP’yi resmen bağlamadığı bilinmektedir… değilmi ya!

Peki, CTP’den bir açıklama var mı bu konuda? Hayır, o da yok! Murat Şenkul’dan var mı konuyla alakalı bir açıklama? Hayır!

Bu durumda, kim kazandı Girne Belediye Başkanlığını?

Tekrar olmasın diye yazmıyorum ama aynı durum Lefkoşa Belediyesi için de geçerli değil mi? Kim kazandı Lefkoşa Belediye Başkanlığı’nı?

YSK’ya bakarsanız Mehmet Harmancı kazandı. TDP adayı Harmancı, yani TDP kazandı.

Bu durumda hangi taraf kazandı, anavatancılar mı, karşı olanlar mı?

TDP ve Mehmet Harmancı “anavatan” Türkiye’ye karşımıdırlar? Bu konuda tek bir kelime duydunuz mu ağızlarından seçim süreci boyunca? Ben duymadım!

Bu durumda, kim kazandı Lefkoşa Belediye Başkanlığını?

Aynı durum, kazanan tüm diğer CTP ve TDP adayları için de sözkonusudur.

Mesela Mağusa Belediye Başkanı seçilen Dr. Süleyman Uluçay’ın Maraş’ın kapalı bölümü konusunda, Ankara’nın talimatlarıyla açılmış olan bölümü konusunda, seçilmesi  durumunda devlet politikasını uygulayacağını açıklamadı mı? Aksi yönde herhangi bir sözünü işiten var mı?

Seçim süreci boyunca hiçbir CTP ve TDP adayı Ankara’nın Kıbrıs’ın kuzeyini işal ettiğini, Kıbrıs halkının egemenlik haklarını çiğnediğini, bu nedenle Yerel Yönetim Organları için yapılan seçimlerin aslında egemenlik mücadelesi olması gerektiğini söylediğini duydunuz mu? Bu partilere mensup adaylardan herhangi birinin, mücadelenin egemenlik ve Ankara’dan kurtuluş mücadelesi olduğunu işittiniz mi? Hayır!

Ya ne duydunuz, hem de bolca? Projeler… projeler… ve projeler…

Söz verilip de gerçekleştirilmeyecek projeler…

Bu coğrafyaya egemen olanlarca, mücadele edilmediğinde rafa kaldırılacak projeler…

Finansmanı için Ankara’ya avuç açmak zorunda olunan projeler…

Yol geçirmek, ya da plaj yapmak için bile Kolordu Komutanı’ndan izin alınmak zorunda olunan projeler…

Belediyelerin kendi kurumsal yapılarının bile Ankara’nın yönettiği KKTC Meclisi’nin alacağı kararlara mahkum olduğu dikkate alınmadan yapılan cafcaflı projeler…

Bu durumda, kim kazandı tüm Belediye Başkanlıklarını?

Tamam, tamam hakkını yemeyelim bu iki partiye destek veren partilerin…

Bu partilerin her birinin farklı neden ve hesapları vardı tabi CTP veya TDP’li başkan adaylarına ve meclis üyelerine destek vermelerinin. Örneğin, BKP bilebildiğim kadarıyla adaylık pazarlığı yapmamıştır CTP’ye “ful destek” verirken. BKP, CTP’yi TC işgaline karşı ve federasyoncu bir parti olduğu için desteklediği iddiasında… Aslında, BKP, CTP’nin seçim siyasetlerine omuz vermiştir.

Diğer yandan YKP dört belediyede meclis üyesi adaylarıyla TDP’ye destek vermiştir. Yani, TDP’nin seçim siyasetine omuz vermiştir YKP. Lefkoşa’da başkanlığı YKP’nin de omuz verdiği TDP adayı Mehmet Harmancı,  aynı zamanda on meclis üyeliğini de TDP kazanırken, YKP Genel Sekreteri ve geçmiş iki dönem Lefkoşa Belediyesi Meclis Üyesi olan Murat Kanatlı ve diğer iki YKP’li “sandıkta kalmışlardır” kendi deyimleriyle.

Bir başka ittifak örneği de BY tarafından sergilendi. BY, Lefkoşa’da başkan adayı çıkarmayıp, TDP adayı Mehmet Harmancı’ya destek ilan etmiş, ama meclis üyeliği için kendi parti programı ve kendi parti aday listesiyle katılmıştır. Aynı yöntemle, Girne’de de KSP başkan adayını destekleyeceğini yüksek sesle ilan ederken, meclis üyeliği için kendi listesiyle ve proramıyla katılmıştır. Diğer yerlerde, örneğin Güzelyurt’ta TDP meclis üyeliği aday listesine üç parti üyesini vererek, ama bazı belediyelerde herhangi bir aday vermeden bazı başkan adaylarına destek ilan etmişlerdir.

Bu durumda kim kazanmıştır BKP, YKP ve BY’nin de (farklı şekil ve oranlarda da olsa) desteklediği tüm bu belediyeleri?

UBP, DP ve YDP’nin kazandıklarını saymıyorum, çünkü onlar anavatanlarını isteyen ve destekleyen cephede olduklarını zaten baştan kabul eden partilerdirler.

Peki ama, BKP, YKP ve BY destekli CTP ve TDP adayları hangi cephededirler? Adaylar arasında, BY’nin desteklediği KSP Girne Başkan adayı Osman Zorba ve KSP’nin TC işgali ve halk iradesi konusunda söyledikleri ortada. Demokrasi mücadelesi konusunda söyledikleri de ortada. Bu durumda, BY’nin KSP adayı Osman Zorba’ya verdiği destek şahsına değil, siyasetinedir. Bunu BY de açık bir dille ortaya koymuştur zaten.

İşte, bu seçimlerden ülke siyaseti için bir olumluluk işareti aranacaksa burda aranmalıdır bana sorarsanız. Yani, anlamlı siyasal hedeflere dönük ittifaklar…

KSP’nin ve adayı Osman Zorba’nın seçim süresince ortaya koyduğu ve her fırsatta dillendirdiği dört temel mesele vardı:

Birincisi, bu seçimlerde iki taraf olduğu; bir tarafta TC’nin adamız üzerindeki hakimiyetinden, dolayısıyla da emperyalizmin hakimiyetinden yana olanlar. Diğer tarafta ise Kıbrıs’ın bağımsızlığından ve halkının özgür ve ülkesine egemen olmasından yana olanlar.

İkincisi, Yerel Yönetim Organları için mücadelenin, ülkemizin ve halkımızın TC ve AB’nin de dahil olduğu emperyalist egemenlik ve tahakkümden kurtuluş mücadelesinin bir parçası olduğu.

Üçüncüsü, Yerel Yönetim Organları için mücadelenin, aynı zamanda demokrasi mücadelesi ile birlikte düşünülmesi, iflas etmiş burjuva temsili demokrasisi yerine, doğrudan demokrasinin hakim kılınması mücadelesi ile birlikte ele alınmasının gerekli olduğu.

Dürdüncüsü ise, bu üç gerçeği kavrayacak ve halka kavratacak devrimci bir muhalefet cephesine ihtiyacımız olduğu, var olan sözde sol muhalefetin bu gerçeklerin üstünü örten, hem TC ve hem de AB ile, yani emperyalizmle uzlaşmış, hatta onun bir parçası haline gelmiş bir sol muhalefet haline dönüştüğünden, bu sol muhalefete destek verilmemesi gerektiğine vurgu yapmıştır.

BY’nin KSP ve Osman Zorba’ya verdiği destek bu siyasete verilmiş bir destekti.

Bu durumda sormak durumundayız:

BKP, YKP ve BY’nin CTP’ye ve TDP’ye verdikleri destek hangi siyasete verilmiş bir destektir?

Tamam, BKP ile YKP ve özellikle de BY’yi “aynı kazana atıp kaynatmak” doğru bir yaklaşım değildir, muhakkak farkları vardır.

Ama, günün sonunda bu iki sistem partisine verdikleri destek, sistemin devamına verilmiş bir destektir. TC’yi işgalci değil, kurtarıcı gören; AB’yi emperyalist değil, sığınılacak liman gören; Kıbrıs sorununu çözme görüşmelerinde Türkiye’nin sözünden çıkmayan; Türkiye’nin “şahin” rolünü oynayan UBP, DP ve YDP’ye karşılık, Türkiye’nin “güvercin” rolünü gönüllüce kabullenen ve bundan nemalanan, ülkesinin ve halkının çıkarlarını zerre kadar düşünmeyen ve savunmayan CTP ve TDP siyasetlerine verilmiş bir destektir.

Tüm bunları değerlendirdiğimizde, kim kazandı seçimleri?

Onu da siz söyleyin!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...