Ana içeriğe atla

Eşitlik mi, eşitsizlik mi?

 

1. Hayat Pahalılığı (HP) ödeneği maaş artışı değildir.

HP, belirli bir zaman diliminde satın alma gücünde ortaya çıkan gerilemedir.

İşte, HP ödeneği de, satın alma gücünde ortaya çıkan gerilemeyi telafi etme yöntemidir.

Örneğin; 1 TL maaşınız olduğunu varsayarsak, 1 TL’nin satın alma gücü 1 TL’dir. Mesela ekmek (*) tanesi 1 TL ise, sizin maaşınızın satın alma gücü de 1 ekmek kadardır.

Ekmek %100 zamlanıp 2 TL olursa, satın alma gücünüzü koruyabilmek için maaşınızın da %100 artırılıp 2 TL olması gerekmektedir.

İşte bu artışa HP ödeneği diyoruz. HP ödeneği, örneğimizdeki yüzdeliğin altında verildiği durumlarda, bırakın reel artışı, maaşınız, yani satın alma gücünüz gerçekte düşürülmüş olacaktır.

Mesela, HP’nin %100 olduğu durumda maaşımıza %50 ekenirse, eskiden maaşınızla 1 ekmek satın alabiliyorken, şimdi, HP eklenmiş haliyle bile 1 ekmek alamaz duruma düşüyorsunuz. Ama maaşınız 1 TL’den 1.5 TL’ye çıkmıştır.

Belirgin bir zaman aralığında gerçekleşen HP oranının üzerinde bir HP ödeneğinin verilmeyeceğini ve en iyi ihtimalle gerçekleşen HP’ye eşit bir miktar HP ödeneği verildiğini varsaysak bile, bunun maaşta reel bir artış oluşturmayacağı, sadece, satın alma gücünün tekrardan elde edildiği anlamına geleceğini görmek ve anlamak için derin bir iktisat bilgisine ihtiyaç olmadığı açıktır. (**)

2. HP ödeneği neden yüzdelik olarak verilmelidir?

HP ödeneğinin nasıl ödenmesi konusunda farklı görüşler vardır. Bunlardan bir tanesi, “HP herkes için ayni miktarda gerçekleşmektedir, dolayısıyla herkese eşit miktarda ödenmelidir” şeklindedir. Bu görüşü savunanlar “eşitlik” vurgusuyla, “adaleti” savundukları iddiasındadırlar. Bu iddia sahipleri görüşlerini yanlış bir temel üzerinde şekillendiriyorlar. Bu yanlış temel, “HP’nin herkes için aynı miktarda gerçekleştiği” bilgisidir.

Bu temel yanlışı kavrayabilmek için “HP ödeneği maaş artışı değildir.” başlığı altında ortaya koyduğumuz olguları tekrarlmak durumundayız.

Birincisi; HP, satın alma gücündeki gerilemedir. Satın alma gücü ise her emekçinin maaşı kadardır (***); ne eksik, ne fazla. Yani, bir emekçinin 1 TL maaşı varsa, satın alma gücü de 1 TL’dir. 2 TL maaşı varsa, satın alma gücü de 2 TL’dir vs…

İkincisi; HP’nin %100 olduğu durumda, bu pahalılık sizi ne oranda etkiyecektir? Bu tamamıyla bu emekçinin satın alma gücüyle orantılı bir durumdur. Yani, HP %100 olarak gerçekleştiği durumda emekçimizin satın alma gücü %100 olarak gerilemiş olacaktır. HP’den önceki satın alma gücü yarı-yarıya azalmış olacaktır. HP’den önce 1 TL’lik maaşla, tanesi 1 TL olan 1 ekmek satın alabiliyorken, HP’den sonra aynı oranda ekmek satın alabilmek için maaşının %100 artırılarak 2 TL yapılması gerekmektedir.

Peki, maaşı 10 TL olan bir emekçinin satın alma gücü ne kadardır? 10 TL değil mi? Bu da, ekmek 1 TL iken, 10 ekmek eder değil mi?

Peki, HP %100 olarak gerçekleştiği durumda, bu emekçinin satın alma gücünün de %100 artırılması gerekmez mi?

Ama, ondan önce görülmesi gereken, “HP herkes için ayni miktarda gerçekleşmektedir” iddiasının temelsizliğidir.

Temel yanlış olunca da, üzerine kurulan görüşün de (bir bina gibi) yanlış olacağı aşikardır.

Bu iddianın temelsizliği görüldüğü oranda, bunun kişiyi “eşitliğe” ve “adalete” götürmeyeceği de görülecektir.

HP ödeneğinin nasıl ödenmesi konusunda ortaya atılan diğer bir görüş ise, “maaş uçurumunu kapatmak için HP ödeneği maaşı düşük olanlara daha çok, maaşı yüksek olanlara daha az ödenmelidir” şeklindedir. Bu görüşün de yanlışlığı ortadadır. Çünkü, maaş skalasındaki uçurumu yaratan HP ödeneğinin veriliş şekli değildir.

3. Öyleyse, maaşlarındaki “uçurum” nerden kaynaklanıyor?

Uçurum” maaş baremleri arasındaki açıklıktan, başlangıç maaşında gerçekleştirilen düşüşten (****) veya vergi dilimlerinin, maaş “büyüdükçe” küçülmesinden kaynaklanabilir.

HP ödeneğinin yüzdelik olarak ödenmesi maaşlar arasındaki “uçurumun” kaynağı olamaz. HP ödeneği, var olan “uçurumun” muhafaza edilmesini sağlayabilir ancak.

Örnekleyelim:

Diyelim ki başlanıç maaşı 1 TL iken, toptaki maaş 10 TL olsun.

Ekmeğin fiyatı da 1 TL olsun. Bu, başlangıç maaşı ile 1 ekmek, top maaş ile 10 ekmek alınması demektir.

Bir yılda HP’nin %100 arttığını (yani ekmek fiyatının 2 TL olduğunu) ve maaşlara aynen eklendiğini varsayalım.

Bu durumda başlanıç maaşı 2 TL, top maaş ise 20 TL olacaktır.

Yani, başlangıç maaşı ile gene 1 ekmek, top maaş ile gene 10 ekmek alınabilecektir. Yani, her iki maaşın da miktarı artarken, satın alma değerleri aynı kalmaktadır.

Görüleceği gibi HP’nin %lik olarak belirlenip ödenmesi maaş skalasındaki uçurumun sebebi değildir.

Dolayısıyla, maaş skalasındaki uçurum irdelenecekse;

  1. a) Baremler belirlenirken uçurum yaratmamaya özen gösterilmeli,
  2. b) Vergilendirme ile bu uçurum minimumda tutulmalı,
  3. c) Siyasi mevki maaş ve ödenekleri uçurum yaratmayacak şekilde kısıtlanmalı ve vergilendirilmelidir.

Dolayısıyla, maaşlar arasındaki “uçurum” bahane edilerek, HP’yi yüzdelik değil de, miktar olarak eşitleme veya “az alana çok”, “çok alana az” HP ödeneği verme doğru bir yaklaşım değildir.

4. HP yüzdelik değil de, eşit miktar veya az alana çok, çok alana daha az ödenirse uzun vadede ne olur?

Örneğimizi tekrar ele alalım.

Diyelim ki, başlanıç maaşı 1 TL iken, toptaki maaş 10 TL olsun.

Ekmeğin fiyatı da 1 TL olsun. Bu durumda başlangıç maaşı ile 1 ekmek, top maaş ile 10 ekmek alınabileceğini biliyoruz.

Bir yılda HP’nin %100 arttığını (yani ekmek fiyatının 2 TL olduğunu) ve başlangıç maaşına %150, top maaşa %50 olarak eklendiğini varsayalım.

Bu durumda başlanıç maaşı 2. 5 TL, top maaş ise 15 TL olacaktır.

Yani, başlangıç maaşı ile 1.25 ekmek, top maaş ile 7.5 ekmek alınabilecektir. Yani, başlanıç ile top arasındaki oran HP ödenmeden önce 1/10 iken, HP ödendikten sonra 1.25/7.5 olmuştur.

Bu uygulama devam ettirildiği takdirde, başlanıç ile top arasındaki fark ortadan kaldırılmış olacaktır. Bu da, yıllar içinde barem ilerlemesi ile değil, top baremlerden kesilerek, başlangıç baremine verilmesiyle olacaktır.

Yani, maliyenin cebinden eskiden olduğundan daha az bir para çıkmış olacaktır. Bu uygulama öncesi ödenen miktar 1+10:11 TL iken, %100 HP oluştuğu durumda bu toplamın 11’den 22’ye çıkması gerekirken, bu uygulamayla 2.5+15:17.5 TL’ye düşürülmüş olacaktır. Yani, maliye toplamda 4.5 TL daha az ödemiş olacaktır. (Bu durumda burjuva iktisatçılar utanmadan devlet gelirlerinin artırıldığını, denk bütçe uyguladıklarıyla övüneceklerdir.)

Üstteki örnekte verdiğimiz rakamlar üzerinden hareket ederek, bu uygulamayı 5 yıl devam ettirdiğimiz takdirde elde edeceğimiz sonuçların çok daha yıkıcı olacağı görülecektir. (*****)

5. HP ödeneği “artış” mı, yoksa çalınanın “bir kısmının” geri verilmesi mi? Çalan kim? Çalınankim?

Ekonomide, “gökten para yağmayacağı” gibi, var olan para (aslında satın alma gücü olarak paradan bahsediyoruz) da yok olmaz; el değiştirir.

Bir ülkede para nasıl azalır? Para, çoğalırken nasıl azalır, yani değer yitirir?

Paranın değerinin düşmesinden kim/ler sorumludur? Yönetenler değil mi? Yani, burjuvalar ve onların siyasi temsilcileri.

Ya, işçi ve emekçiler? Onlar, eskiden olduğundan daha çok çalışmaya zorlanmakta, birçok menfaatleri kısıtlanmakta ve hayat standartları sürekli geriletilirken bu duruma gelinmesinin sorumlusu değil, olsa olsa mağduru olurlar.

Öyleyse, gelinen durumun ceremesini neden emekçiler ödesin?

Siyasiler, ki ekonomik çöküşün sebebidirler, ödüllendirilirken, işçiler ve emekçiler neden cezalandırılsın?

Sermayedarlar, ki ekonomik çöküşün sebebidirler, vergi muhafiyetleriyle, geri ödemesiz veya düşük faizli kredilerle vs vs ödüllendirilirken, işçiler ve emekçiler neden cezalandırılsın?

Binbir oyun ve hileyle, sermayedarların ve burjuva siyasilerin sebep olduğu HP ödenmek üzere belirlenirken gerçekleşenden az belirlenip, maaşlar “reel” olarak sürekli gerileme eğilimindedir.

Reel” maaş artışı, ya satın alma gücü artırılarak, ya da hayat ucuzlatılarak yapılabilir.

Bu olgular kavrandığında, sermayedarların lehine, emekçilerin aleyhine bir “eşitlik ve adalet” senaryosu sergilenmekte olduğu görülecektir. Bu senaryo, sadece sağ partier eliyle değil, sol görünümlü partiler ve sendikalar eliyle sahnelenmektedir.

Bu senaryo engellenmelidir!

——————————————————————————————————

(*) Burada ve tüm yazı boyunca “ekmek” satın alma gücünün, satın alabileceği mal ve hizmetlerin toplamını ifade eder.

(**) Kaldı ki, bu durumda bile, satın alma gücünün geriletildiği süre içinde, bu gücünüzü koruyabilmek için kredi kullanmak zorunda kalacağımızdan ve kredinin de faiz karşılığı ancak kullanılabileceğini hesaba katarsak, HP ödeneği, gerçekleşen HP oranında geri ödendiği durumlarda bile, kredi faizi oranında bir kaybımız olduğu da hesaba katılmalıdır.

(***) Burada maaş dışı gelirleri (mevduat faizi, kira vs…) dikkate almıyoruz.

(****) Halk arasında ‘göç yasası’ olarak bilinen 47/2010 sayılı yasa ile başlangıç maaşları dramatik şekilde düşürülmüştü. Önceleri, Derviş Eroğlu liderliğinde, sonraları İrsen Küçük’ün başbakanlığını yaptığı UBP iktidarları döneminde hazırlanıp uygulamaya sokulmuş bu yasa, sanki uzaydan düşmüşcesine kimse tarafından sahiplenilmemiştir.

Mesela Eroğlu oy uğruna, sendikalara bu yasayı iptal edecekleri sözü vermiştir. Ana muhalefet partisi CTP, bu yasaya karşı olduğunu, halkın göçüne sebep olacağını söyleyip karşı çıkmasına rağmen, 13 Haziran 2013’dan 30 Ağustos 2013’e kadar Sibel Siber başkanlığında TDP ve DP ile, 30 Ağustos 2013’dan 15 Temmuz 2015’e kadar Özkan Yorgancıoğlu başkanlığında DP ile, 15 Temmuz 2015’den 16 Nisan 2016’ya kadar Ömer Kalyoncu başkanlığında UBP ile ve 2 Şubat 2018’den 22 Mayıs 2019’a kadar da Tufan Ehürman başkanlığında TDP, DP ve HP ile koalisyon hükemetleri kurmalarına rağmen ‘göç yasasına’ dokunmamışlardır.

‘Göç yasasını’ iptal etmek yerine, mesela 2015 yılında Maliye Bakanı olan Birikim Özgür döneminde, üstte bahsini ettiğimiz, “çok alana az, az alana çok HP ödeneği”ni devreye sokarak ‘göç yasasının yarattığı anomaliyi’ giderecekleri imajını yaratmışlardır.

Üstte de vurguladığımız gibi, bu bir aldatmacadan ibaretti. Gerçekte, üst baremlerden kesip, alt baremlere verme tezgahından başka bişey değildi yapılan.

İşte, bu aynı tezgah şimdi UBP-DP-YDP hükümeti tarafından oynanıyor.

Ve ne CTP’nin, ne de TDP’nin buna muhalefet edecek yüzleri yoktur.

(*****)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...