Ana içeriğe atla

Rakamlar mı yoksa burjuva iktisatçılar mı yalan söylüyor?

 

Öncelikle şu tabloyu dikkatlice inceleyelim.

Birinci durumda, yani maaş ve ücretlerin Euro’ya endekslenmediği durumda, TL %100 değer kaybetmiş olması nedeniyle maaş ve ücretler TL olarak aynı rakam kalmış olmasına rağmen, Euro olarak 1/3 oranında azalmıştır.

Gene birinci durumda, işverenin karı TL bazında %100 artarak, ½ Euro’ya çıkmıştır. Yani, işverenin karında REEL (Euro olarak) bir artış  sözkonusudur.

İşverenin karında ortaya çıkan bu reel artış işçinin maaşında ortaya çıkan reel azalmadan kaynaklanmaktadır.

Yani, işçiden çalınan artı değer yanında, bir de kurlarda ortaya çıkan ve fiyatlara yansıtılan artışın işçiye yansıtılmamasından kaynaklanır.

Bu açık hırsızlıktır!

İkinci durumda, yani maaş ve ücretlerin de Euro’ya endekslendiği durumda, maaş ve ücretler de Euro olarak aynı kalması için TL olarak %100 artacaktır. Yani, işçilerin reel gelir düzeyleri aynen korunmuş olacaktır.

Bu durumda, işverenin reel karında bir değişiklik olmayıp, aynı oran korunmuş olacaktır.

İşte bu nedenle işverenler ve onların kalemşör profesörleri ve siyasetçileri maaş ve ücretlerin Euro’ya endekslenmesine karşı çıkıyorlar.

En belirgin gerekçeleri de, “maaş ve ücretler de Euroya endekslenirse enflasyon patlar!”dir.

Beyler, unuttunuz galiba, maaş ve ücretlerin Euro’ya endekslenmediği bugünkü koşullarda enflasyon almış başını gidiyor. Ve siz buna sesinizi bile yükseltmiyorsunuz. Çünkü, biliyorsunuz ki, enflasyonun ana sebebi maaş ve ücretler değil, siz burjuva iktisatçıların çarpık ekonomi politikalarınızdır.

Sizin ekonominiz, sizin değil bir kere; Ankara’nındır. Ankara’nın size dayattığı üretimden kopuk, ithalata bağımlı ekonomiye ciddi bir ses çıkarmadınız bugüne kadar.

İşte, enflasyonu yaratan sebeplerin başında bu gelir.

Siz buna çare arayın enflasyondan şikayetçiyseniz.

Maaş ve ücretlerin Euro’ya endekslenmesi, kendi başına, yani otomatikman enflasyon yaratmaz.

Olsa, olsa, üstte değinip kanıtladığımız işverenlerin doymak bilmez kar hırsıyla işçilerden çaldıklarının küçücük bir kısmını, maaş ve ücretleri de Euro’ya endeksleyerek geri verdiğinde, yeni zamlarla bunu geri kazanmaya çalışırsa evet, enflasyon azar. Ama bunun sorumlusu maaş ve ücretlerin Euro’ya endekslenmesi değil, burjuvaların doymak bilmez maksimum kar hırsı ve bu uğurda her şeyi yapmaya hazır olmalarıdır.

Ne dersiniz, işverenler işçilerin maaş ve ücretlerinden fazladan çalınan paranın bir kısmının işçilere geri verilmesine karşı durmaya hala devam mı edeceksiniz?

Yoksa, CTP kurmayları gibi, maaş ve ücretlerin de Euro’ya endekslenmesini savunur gibi yapıp, hükümet olunca nasıl unuttururum diye mazaret üretmeye mi hazırlanıyorsunuz?

Boşa nefes tüketmeyin “sırça köşklerde oturan” iktisatçılar ve siyasetçiler, işçiler ve tüm emekçilerin karnı toktur mazaret ve yalanlarınıza…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...