Ana içeriğe atla

9 sorun, 9 talep ve bazı sonuçlar…

 

1. Kamuda başlangıç maaşı (asgari kamu maaşı), özel sektördeki başlangıç maaşından (asgari ücret) çok fazla…

Bu durumda;

“Asgari ücret kamu başlanıç maaşına eşitlensin!” dediğimizde haksız mıyız?

Ve, aslında bu durumun anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu biliyor musunuz?

 

2. Kamuda çalışanların maaşından her ay kesintiler yapılıp, çalışan adına yatırılıyorken, özelde çoğunlukla ya ilk aylarda hiç yatırılmıyor, ya da düzensiz yatırılıyor…

Bu durumda;

“Güvencesiz işçi çalıştıran, işçilerin yatırımlarını düzenli    ve eksiksiz ödemeyen işverenlere (işçilere değil) caydırıcı cezalar verilmelidir!” demek gerekmez mi?

Siz hiç, çalıştırdığı ve maaşından kestiği paraları  yatırmadığından, bir işveren hakkında yasal işlem başlatıldığını  duydunuz mu?

3. Kamuda çalışanların maaşları barem skalası gereği (reel anlamda değilse bile) artarken, özel sektörde çalışanların maaşları ya hep asgari ücret olarak kalıyor, ya da yatırım yaparken asgari ücret üzerinden gösterilip, bazı çalışanlara asgari ücret üstü nakit olarak veriliyor…

Bu durumda;

“Özel sektörde çalışanlar da kamudaki maaş sistemine bağlanmalıdır!” demek gerekmez mi?

Bu nasıl bir devlettir ki, devlet memuruna başka, özel sektör işçisine başka muamele yapılmasına müsade etmektedir?

Bu nasıl bir devlettir ki, kamu kurumlarına gerekli yatırımları yapmazken, özel sektöre devletin kasasından teşvikler yağdırmaktadır?

Yoksa, bu devlet özel sermayenin hizmetinde bir devlet mi?

4. Kamuda sendikalaşma oranıyla, özel sektörde sendikalaşma (neredeyse hiç yok) arasında büyük fark var…

Kamuda kimse sendikalı oldu diye işine son verilmezken, özelde çalışanlar işten atılmamak için sendikalardan uzak duruyorlar.

Bu nedenle;

“Özel sektörde sendikasız işçi çalıştırmak yasaklanmalı, uymayan işverenlere caydırıcı cezalar verilmelidir!” dememiz gerekmiyor mu?

Sizce, bazı emekçi dostu olduğu iddiasındaki partilerin böyle bir talebe destek vermemesinin nedeni nedir?

 

 

 

 

5. Kamudaki çalışanlar haftada iki gün (cumartesi-pazar) tatil yapma hakkına sahipken, bu aynı hak özel sektörde patronların insafına kalmıştır…

Yoksa, kamuda çalışanların hafta sonu tatili ihtiyacı var da, özel sektörde çalışan işçilerin dinlenme ve eğlenme hakları yok mu?

Anayasa ve çalışma yasalarında yer alan “dinlenme hakkı” konusundaki hükümler işola mı yazılmıştır?

 

 

 

6. Kamuda çalışanlar günlük 8 ve haftalık 40  saat üzerinden maaş ödeniyor, daha fazla mesai yapmak durumunda kaldığında ek mesai alıyorken, özel sektörde ise günde 8 ve haftada 40  saat çalışan nerdeyse yoktur…

Bu nedenle;

“Özel sektörde asgari ücret, kamudaki gibi başlangıç ücreti olmalı ve günde 8, haftada 40 ve ayda 176 saat karşılığı olmalı, bunun üstünde çalışanlara ek mesai ödenmelidir!”

Bu sadece lafta (yasa ve tüzüklerde) değil, gerçekte hayata geçirilmelidir.

Özel sektörde günlük 8 ve haftalık 40 saat üzerinde, yasaya uygun ek mesai ödemeden çalıştıran patronlara caydırıcı cezalar verilmelidir.

7. Kamuda çalışanlar resmi tatil günlerinde tatil yaparken, özel sektör çalışanları büyük oranda çalıştırılıyor…

Bu nedenle;

Resmi tatil günlerinde işçiler çalışmaya zorlanamamalı, zorlayanlara caydırıcı cezalar verilmelidir!

 

 

8. Kamuda çalışanların işine son vermek yasa ve kurallara bağlıyken, özel sektör işçilerinin işine son vermek patronların iki dudağı arasındadır…

Yasalarla belirlenmiş kurallar dışında işçi durdurmak yasaklanmalıdır!

İş azlığı gerekçesiyle durdurulan işçilerin yerine 12 ay zarfında yeni işçi istihdam edilememelidir. Edilecekse, öncelikle işine son verilen işçiye geri gelmesi teklif edilmeli, gelmezse yeni istihdama müsade edilmelidir.

 

 

 

9. Bu ülkede “iğneden ipliğe her şey” dövize endekslenerek, tüm fiyatlar döviz kurlarına göre belirlenmektedir.

Dövize endekslenmemiş tek şey maaş ve ücretlerdir.

Maaş ve ücretlerin dövize endekslenmemiş olmasından ve bunun dışında tüm fiyatların endekslenmiş olması sermayedarların “gider maliyetleri arttı” gerekçesiyle yaptıkları pahalılık aslında, döviz karşısında işçi ve memur maaşlarına yansıtmadıkları artışları da kapsar. Yani; artan döviz karşısında, çalışanlarına artış vermeyerek, onların maaşlarını reel olarak azaltmış, dolayısıyla da kendi karlarını reel olarak artırmış olurlar.

Bu, açık bir soygundur!

Bu nedenle;

  “Stabil bir dövize endeksli muhasebe sistemi   derhal hayata geçirilmelidir ve Tüm maaş ve ücretler de stabil bir dövize endekslenmelidir!” diyoruz.

Sonuçlar:

Birinci sonuç:

Kamuda uygulanan işe alma, sendikalaşma ve ücret/maaş sisteminin özel sektörde uygulanmaması anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır!

Bu, devletin bilinçli bir şekilde anayasayı bizzat kendisinin ihlal etmesinden başka bir anlam taşımaz.

Bu, burjuva devletlerin aslında burjuvazinin devleti olduğunun kanıtıdır.

Bu, burjuva azınlığının devletinin yıkılması ve yerine işçi çoğunluğun devletinin kurulmasının temel nedenini oluşturur.

İkinci sonuç:

Kamuda uygulanan işe alma, sendikalaşma ve ücret/maaş sisteminin özel sektörde uygulanmamasını gündemine almayan, hatta “zorunlu sendika” talebinin anti demokratik olduğunu iddia eden parti ve sendika liderlikleri işçi ve emekçilerin değil, sermayedarların çıkarlarını savunan siyasetçilerdir.

Üçüncü sonuç:

Kamuda uygulanan işe alma, sendikalaşma ve ücret/maaş sisteminin özel sektörde uygulanmasını savunan ama bu taleplerle yetinip, sermayedarların egemenliğiğnin sonlandırılıp, işçilerin egemenliğinin kurulması gerektiğini reddeden veya bu tür reform çalışmalarını yararsız görüp, bu uğurda siyasi-ideolojik ve örgütsel çalışma yürütmeyen kişi, örgüt ve partiler, son tahlilde sermaye sınıfının devamına hizmet etmektedirler.

Bunlar, ya iflah olmaz reformistler, ya da ne dediğini bilmeyen lafazan devrimcilerdirler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...