Ana içeriğe atla

İnsanın varlığını (kimliğini) kanıtlamak zorunda kalması ne kadar hazin bir durum…

 

İnsanın varlığını (kimliğini) kanıtlamak zorunda kalması ne kadar hazin bir durum…

Ve, aslında yokluğunun (yok olmaya yüz tutuşunun) kanıtı da sayılabilir bu durum…


Durup, durup gündem yaratılıyor.

Hayır yaratılmıyor, patlatılıyor adeta, gündemi delmek ve saptırmak için…

“Kıbrıslı yoktur, Türk var” diyor birileri…

Diğer birileri de “sazan” misali atlıyor üstüne ve bas bas bağırıyor, “inadına Kıbrıslıyım!” diye…

İyi be iki gözüm, Kıbrıslıyım diyorsun da ne yapıyorsun?

Kıbrıslılar olarak birleşemedikten, birleşik bir vatan yaratamadıktan sonra ne anlamı var ki senin Kıbrıslılığının?

Madalyonun bir yüzü…

Bu gündemi tekrar tekrar ortaya atanlar, sana diyorlar ki, “unut Kıbrıslı olduğunu, unut (Türkiyeli) Türk olmadığını…

Hazırlan (Türkiyeli) Türk olmaya. İradeni aldık elinden, sıra toplumsal kimliğine geldi, yakında onu da alıp, sana yeni bir kimlik vereceğiz; (Türkiyeli) Türk…”

Türkçe konuşan herkesi (Türkiyeli) Türk sayıyor bu düşünce sahipleri.

Halbuki bu, düpedüz yalan, düpedüz saçma ve düpedüz ırkçı bir yaklaşımdır.

Dünyada belki de anadili İngilizce olup da İngiliz olmayan en azından benim bildiğim dört farklı ulus (millet) var; Amerikan ulusu, Kanada ulusu, Avusturalya ve Yeni Zelanda bu uluslardan ilk aklıma gelenler. Bu uluslara, hayır siz İngilizsiniz demeyi bir deneyin bakalım…

Aynı şekilde, anadili Yunanca olup da Yunan olmayan, kendini Kıbrıslı Helen kabul eden Kıbrıslı Rumlar var.

Ya Türkçe konuşanlar? Mesela Azeriler (Türkiyeli) Türk mü? Türkmenistanlılara ne demeli? Ya Uygurlar vb… Aynı şekilde Özbekler de mi (Türkiyeli) Türk?

Zorlarsanız hepsini (Türkiyeli) Türk yaparsınız tabi. Ama, önce ülkelerini işgal etmeniz, aynı zamanda siyasal iradelerini de hakimiyet altına almanız gerekecek, tıpkı Kıbrıslı Türklere yaptığınız gibi… Fırsatı bulsanız yapardınız ve elbet bir gün yapmayı arzuluyorsunuz biliyorum. Hangi sermayedar hakimiyetini genişletmek istemez ki, hangi burjuva ülke sınırlarını genişletmek istemez ki, hangi faşist böylesi ırkçılıklardan beslenmez ki?

Deyesim, bu sadece Türk burjuvalarına ve faşistlerine özgü bir durum değildir.

Bu, madalyonun bir yüzü.

Madalyonun diğer yüzü…

Diğer yüzü da ilginç bu madalyonun. Yani, “Kıbrıslı” olmak ne demektir?

Mesela, Türkiyeli olmak ne demektir, ya da İspanyalı? Birincisi Türk olmayı, ikincisi de İspanyol olmayı mı ifade eder? Mesela Türkiye’de Türk olmayıp da Türkiyeli, İspanya’da da İspanyol olmayıp da İspanyalı olanlar yok mu? Mesela, Türkiye pasaportu taşıyan, ya da Türkiyeliyim diyen Kürt, Kürt değil de Türk mü oluyor? Ha, demek ki “Türkiyeli” olmak kişinin hangi ulusa ait olduğunu göstermiyor, “Türkiyeli” olmakla Kürt, Türk olmuyor. Çünkü, “Türkiyeli” olmak coğrafi bir kimliktir, ulusal bir kimlik değildir. Evet, bu coğrafi kimlik, ulusallaştırılmaya ve ulusal bir kimlik haline getirilmeye çalışılıyor ama, Kürtler de buna direniyorlar doğal olarak. Doğru, yanlış ama direniyorlar işte…

Bu durumda “Kıbrıslılık” kimliğinin de ulusal bir kimlik değil, coğrafi bir kimlik olduğu görülmelidir.

Denecektir ki, Kıbrıslı milleti (ulusu) neden olmasın ki? Olsun, itirazım yok. Ama, oluşmadı işte. Bundan sonra, bu kapitalist şartlarda oluşması da pek mümkün görünmüyor.

“Fransız ulusu (milleti) bir dizi farklı milli toplumların birleşmesiyle oluştu ama… Aynı şekilde bir sürü başka ulus da öyle…”

Doğrudur, bir sürü ulus “arı” değil, tersine birçok farklı ulusal toplulukların birleşmesinden ortaya çıktılar. Mesela Amerikan ulusu İngiliz, İspanyol, İskoç, İrlandalı, İtalyan vb toplumların birleşmesiyle oluştu. “Tamam işte, bu durumda Kıbrıslı ulusu neden oluşmasın?” diyeceksiniz…

Evet, niye oluşmadı bugüne kadar?

Bunun cevabını bulmak ve bu adayı Kıbrıslıların birleşik adası haline getirmek için bazı gerçekleri görmeye ve gereğini yapmaya başlamak gerekmektedir.

Bu gerçekleri kavramanın yolu “ulus nedir” ve hangi koşullarda oluşur sorusundan geçer. Neden “kapitalizmin şafağında” ortaya çıktı modern burjuva uluslar? Neden, özellikle emperyalizm oluştuktan sonra bu tür uluslaşmaların önü kesildi ve tersine ülkeler parçalandı bu temelde?

Gelin, Kıbrıs özelinde artıralım sorularımızı:

Kimler engelledi Kıbrıslıların tek ulus, Kıbrıslı ulusu haline gelmesini? Kimler böldü parçaladı Kıbrıslıları, Türk ve Helenler diye? Kimler adada birlikte yaşamak yerine ENOSİS ve TAKSİM’i attı önümüze? Kimler yarattı EOKA ve TMT’yi? Kimler halkını birleştirmek yerine çatıştırdı yıllarca? Kimler Britanya’nın Amerika’nın müdahalelerine kapı açtı sürekli? Kimler büyük yabancı tekellerin kendilerine attığı kemikleri yalarken ülkesini kan gölüne çevirdi ve böldü?

Bunlara doğru cevapları bulmakla başlar Kıbrıslılık. 

Çünkü Kıbrıslı diye bir millet (ulus) oluşturmak isteyenler bu engelleri ortadan kaldırmanın mücadelesini vermeliler her şeyden önce…

İyi de, Kıbrıslı ulusunu oluşturmak bu kapitalist koşullarda mümkün değilse artık, ne yapmalı?

Tarih, toplumlar tarihi burjuva ulusları yaratmadı sadece. Nasıl ki, kapitalizmin şafağında modern burjuva uluslar ortaya çıkmıştır, aynı şekilde sosyalist devletlerin kurulmaya başlamasıyla birlikte sosyalist uluslar da ortaya çıkmaya başlamıştır. 1917 sonrası Sovyetler Birliği’ndeki uluslar böyle uluslardı.

İşte o andan itibaren, yani tarih sahnesine sosyalist ulusların çıkmaya başlamasıyla birlikte artık burjuva ulusların ömrü tamamlanmış, genel anlamda ulus olmanın, ulus oluşumunun, ulusal mücadelenin, ulusların kendi kaderini tayin hakkının vb her türlü kavramın içeriği değişmeye başlamıştır. Bu kavramlar ortadan kalkmamıştır ama onların burjuvaca yorumları, içerikeri eskimiş, işe yaramaz hale gelmiştir. Onların yerini bu kavramların sosyalist içerik ve yorumları almıştır. Çünkü artık, hem de geri dönülmez bir şekilde, burjuva sınıfı bu tür toplumsal sorunların çözücüsü olmaması bir yana, tersine yaratıcısı ve kaynağı haline gelmiştir. Burjuvazi artık, milli sorunları çözmenin değil, onları yaratmanın, ulusal toplulukları birleştirmenin, uyum içinde yaşamalarının değil, tersine, ulusların, halkların ve toplumların birbirlerine düşman olması, birbirleriyle çatışması ve ayrılmasının başını çekmeye başlamıştır.

Artık, ulusların kurtuluş bayrağını dalgalandırabilecek tek bir sınıf vardır; işçi sınıfı (proletarya)…

Artık, ulusal sorun devlet içi bir sorun olmaktan çıkmış, emperyalizme karşı mücadele sorunu haline gelmiştir.

Etrafınıza bir bakın, mesela Türkiye’de Kürt sorununun sürmesinin, çözülememesinin, tersine sürekli katliam ve gözyaşı üretmesinin esas sebebi, sorunun burjuva temellerde ele alınışındandır.

Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün sebebi de budur. Burjuva temeller üzerine oturtulmuş, burjuva ilke ve yöntemlerle halledilmeye çalışılan Kıbrıs sorununun çözümü mümkün değildir. Tersine, sürekli sorunun derinleşmesine, içinden çıkılmaz hale getirilmesine ve yeni çatışmalara yol açmasına zemin hazırlamaktadır.

Çünkü, burjuva ilke ve çıkarlar sistemi, işbirliğinin, adaletin ve kardeşliğin değil, tersine rekabetin, üstünlüğün ve hakimiyetin sistemidir.

Bu sistem bütün dünyayı, ahtabotun kolları gibi, sarmış durumdadır. Dünyamız ve üzerinde var olan irili ufaklı tüm uluslar/toplumlar ve halklar  bu emperyalist sistemin gerek ekonomik, gerekse siyasal boyunduruğu altındadırlar. Bu ulus/toplum ve halkların kendi yerli burjuvaları uluslarının/toplumlarının/halklarının çıkar ve menfaatlerini emperyalist tekel ve devletlerin ayakları altına çoktan sermiş durumdadırlar. Onların ulusal veya toplumsal kurtuluş diye bir sorunları yoktur. Onların bağımsızlık diye bir sorunları da yoktur.  Onların tek bir derdi vardır; emperyalist sistem devam etmeli ve bu sayede kasaları dolmalı…

Kıbrıs sorununun çözümü ancak Anti Emperyalist Birleşik Cephe Hükümeti (AEBCH) şartlarında mümkündür…

Çünkü, Kıbrıs’ı işgallerden ancak AEBCH kurtarabilir ve bağımsız cumhuriyet yaratabilir;

Çünkü, Kıbrıs işçi sınıfının milli temellerde bölünmüşlüğüne ancak AEBCH son verebilir;

Çünkü, içinden çıkılmaz hale dönüştürülen bireysel mülkiyet meselesini ancak AEBCH çözebilir;

Çünkü, emperyalist güçlerin, “anavatanların” askeri varlık ve üstlerine, onlara hizmet eden yerli burjuvaların iktidarlarına ancak AEBCH son verebilir;

Çünkü, bağımsız, birleşik ve halkları kardeş bir Kıbrıs’ı ancak AEBCH yaratabilir.

Öyleyse; tüm yurtseverlerin, tüm devrimcilerin, tüm sosyalistlerin, tüm komünistlerin ve tüm Kıbrıslıların en acil görevi AEBCH’ni elde etmek için çalışmaktır!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...