Ana içeriğe atla

Pisgobulu Anne, Sarıyerli (İstanbul) babanın Zodyalı kızı Buse…


Buse Savaşkan, özellikle Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nda kadınlar yüksek atlamada adını finale yazdırdıktan sonra adından oldukça çok söz edilmeye başlanan kadın atlet…

Fazla ileri gitmeden ve yanlış anlaşılmamak için şunu vurgulamak isterim ki; Ben Buse’nin göstermiş olduğu bireysey başarıyı küçümsemeye çalışmıyorum, tersine, bir Pisgobulu olarak, Buse’nin köylüsü olarak onunla gurur duyuyorum ve başarılarının artarak devam etmesini arzuluyorum.


Ama önce, biraz tarih, biraz coğrafya ve biraz da siyaset.


Evet, Pisgobu (Piskobu/Yalova/Επισκοπή-Ebisgobi- /Episkopi) Kıbrıs’ın güney sahilinde, Leymosun (Limasol/Λεμεσος-Lemesos-/Limassol) kentine bağlı bir sahil köyü. 

Kendi insanının diliyle “Pisgobu/Yalova” veya “Επισκοπή” -Ebisgobi- diye bilinen ve 1974’e kadar karma (Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Elenlerin ortak yaşam sürdüğü) bir köy, hatta 1963 sonrası yaşanan göç hareketleriyle Kıbrıs şartlarında kasabaya dönüşmüş bir yerleşim yeri…


Pisgobulu Faika ve İstanbullu İlhan…  


Buse’nin annesi Faika Pisgobu (Piskobu/Yalova/Επισκοπή-Ebisgobi-) doğumlu, 1974’e kadar orada yaşamış bir Pisgobulu. 1974’te yaşanan savaş nedeniyle Pisgobu’daki aile evini, köyünü, her şeyini terkedip adanın kuzeyine Zodya (Bostancı/ζωδεια) köyüne, ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalmış bir Kıbrıslı Türk kadını…


Yer isimlerinin bolluğu ve karmaşası dikkatinizi çekmiştir herhalde. Dikkatinizi çekmek için sürekli vurgulamaya çalıştım zaten… (Buse’nin içine doğduğu siyasal ve sosyal koşulları daha iyi anlamanıza yardımcı olacağını umarak bu yönteme başvurduğumu belirtmek istiyorum.)

Pisgobu (Piskobu/Yalova/Επισκοπή-Episkobi) köyü, “piskoposlar” tarafından kurulmuş olması nedeniyle Επισκοπή-Episgobi, yani “Piskobos evi” adını almış tarihi (7. YY) bir köy. (*)


Aradan yüzyıllar geçmiş, 1571 (adanın Osmanlılar tarafından işgali) sonrası adaya yerleştirilen Osmanlı aileler buraya Pisgobu veya Piskobu demeye başlamışlar, kendilerini de Türk-Elen olarak ayırmayıp Pisgobulu/Piskobulu veya  “Επισκοπυανοσ” -Ebisgopyanos- olarak adlandırmaya başlamışlar.


Ta ki, 1950’lerde KİP (Kıbrıs İstirdat Projesi), yani ‘kaybedilen Osmanlı topraklarını geri alma projesi’ oluşturulana dek. Bu projenin uygulanmaya sokulmasıyla birlikte köy ve kasaba isimleri de “türkçeleştirilmeye” başlanmıştır. İşte “Yalova” ismi böylece, TMT’nin (Türk Mukavemet Teşkilatı) teşvik ve baskılarıyla, sadece Kıbrıslı Türkler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. 


(Bu “türkçeleştirme” operasyonu, özellikle 1974 sonrası adanın kuzeyindeki nerdeyse bütün köy, kasaba, dağ, tepe ve ova için devreye sokulup tarihle, coğrafyayla ilişkisiz ve üzerinde yaşayan insanlar açısından bir anlam ifade etmeyecek şekilde yeniden isimlendirilmişlerdir.)


Buse’nin babasıysa Sarıyer, İstanbullu bir Türk. Yani, Buse bir Türk baba ve bir Kıbrıslı Türk annenin evladı. Yani, yarı Kıbrıslı, yarı Türkiyeli, 1974 sonrası doğmuş pekçok Kıbrıslı Türk gibi…


Buse anneden dolayı bir Kıbrıslı, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı, babasından dolayıysa bir Türkiyeli, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı…


Buse’nin Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı, Kıbrıs Cumhuriyeti devletini ele geçirip,  tek başına yöneten Kıbrıs’ın Elen burjuvaları tarafından tanındı mı, bilmiyorum. 


Bildiğiniz gibi, karma evlilikten doğan birçok kişinin Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlık hakları çeşitli palavra gerekçelerle ve 1960 Kıbrıs Anayasası hükümlerinin hilafına kararlarla çiğnenmektedir.


Gene bildiğiniz gibi, Buse’nin bir de, Türkiye’den başka hiçbir devlet tarafından tanınmayan ve kabul edilmeyen bir de KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) vatandaşlığı var.


Yer isimleriyle başlayan bolluk ve karmaşadan sonra, bir de vatandaşlık bolluk ve karmaşası çıktı karşımıza.


Buse üç farklı vatandaşlık hakkına sahip ama, ikisi koşullara bağlı, bir ise uluslararası hiçbir platformda geçerli değil.


Bu karmaşık durum Buse’yi uluslararası yarışmalarda KKTC’nin dışında bir kimlik, aidiyet seçmek durumunda bırakıyor. Hatta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Buse’nin vatandaşlık haklarını teslim etmemesi durumunda (durumun ne olduğunu bilmiyorum) o, kariyerini uluslararası platformlarda sürdürebilmek için TC vatandaşlığını kullanmak ve TC adına yarışmak durumundadır. Yani, ülkesi (KC) adına değil, ülkesini bölen ve ona kimsenin tanımadığı bir kimlik sunan TC adına yarışmak zorunda kalıyor.  



Karmaşıklık devam ediyor…


Buse’nin Türkiye adına yarıştığı Fransa’daki 2024 Olimpiyat Oyunlarında Kıbrıs’ı Rusya göçmeni, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı almış bir Rus kadın, Elena Koulichenko temsil etmiştir. Elena Koulinchenko, babasının Kibrıs’ta yaptığı finansal yatırımlar nedeniyle 2019’da vatandaşlık hakkı elde etmiş biri…


O da, Buse gibi finale kalmıştır. Ve, pazar günü gerçekleştirilecek final yarışlarında Buse ile Elena birbirlerine rakip…


Biri bu topraklarda doğmuş, bu coğrafyanın çocuğu, ülkesi Kıbrıs’ı temsil edemiyor, başka bir ülkeyi temsil ediyor…


Diğeri sonradan bu ülkeye göçmüş, 5 sene önce vatandaş olmuş ve doğup büyüdüğü ülkeyi, Rusya’yı değil de, Kıbrıs’ı temsil ediyor…

Bu rekabette, her halükarda Kıbrıs kaybetmektedir.


“Amma da taktın bu meseleye ha!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bazı spor yazarları “hiçbir şey Buse’nin başarısını gölgeleyemez” gibisinden yazılar yazmışlar. 


Haklıdırlar, Buse’nin TC adına yarışmış olması, onun bireysel başarısını ortadan kaldırmaz. Buse Kıbrıs (tüm Kıbrıs’tan söz ediyorum) koşullarında yetişmiş en iyi atletlerden biridir.


Ama, her bireysel olayın, başarının veya başarısızlığın bir de toplumsal yönü vardır.


Bu toplumsal gerçeklerin başında, Kıbrıs Cumhuriyeti devletini yönetenler, Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman eşit vatandaşlar olarak görmemiş, onlara ona göre muamele göstermemiş olması elmektedir. Yani, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki toplumlu yapısını benimsememiş, buna uygun şekilde davranmamışlardır.


Bu durum hala bugün devam etmekte, Kıbrıs Elen hakim güçleri, kendi vatandaşları olan Kıbrıslı Türklerin toplumsal yokoluşunu kayıtsızca izlemektedirler. Hatta, 1974’te yitirdikleri bazı menfaat ve üstünlüklerin faturasını Kıbrıslı Türklere fatura etmektedirler…


Aynı şekilde, Kıbrıs Türk toplumunu yönetme iddiasında olanlar da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu iki toplumlu yapısını benimsememiş, gece gündüz hem adayı, hem de halkını bölmek için canla başla çalışmışlar ve hala daha çalışmaktadırlar. (**)


Olan, masum insanlarımıza olmaktadır. 1974 öncesinden başlayarak, sürekli kendi ülkemizin ve halkımızın aleyhine davranışlara zorlandık. Hatta, kapılıp gittik, eğriyi doğru, doğruyu eğri belleyerek. Kendi ülkemize düşman olduk, kendi halkımıza düşman olduk, kendi kendimize düşman olduk!


Bizleri buna zorlayanlar pis pis sırıttılar her bir kavgadan sonra, sırıtmakla yetinmediler, semirdiler de…


Biz ise, ülkemiz adına konuşamaz olduk; sadece kuzeyi vatan bildik çoğumuz.


Ülkemiz adına yarışmayı, ülkemizi uluslararası platformlarda temsil etmeyi günah bildik.


Ama, bu böyle devam etmemeli, gençler buna daha fazla göz yummamalı!


İşçiler buna daha fazla göz yummamalı, kuzeyin ve güneyin işçileri birlikte karşı durmalı bu bölünmüşlüğe!


—————————————————————————-


(*) Pisgobu (Piskobu/Yalova/Επισκοπή-Episkobi) köyü hakkında daha çok bilgi için şu linklere başvurabilirsiniz:

https://www.cyprusalive.com/en/village/limassol-episkopi

http://www.prio-cyprus-displacement.net/default_print.asp?id=399

https://www.visitcyprus.com/index.php/en/discovercyprus/culture/museums-galleries/146-local-archaeological-kourion-museum-episkopi

http://v2.travelark.org/travel-blog-entry/greekcypriot/7/1301040773

https://cyprus.terrabook.com/cyprus/page/episkopi-lemesou

https://www.cyprushighlights.com/en/the-mosque-in-the-village-of-episkopi

(**) Daha fazla bilgi için: https://l.facebook.com/l.php?u=https%3A%2F%2Fmonurer.blogspot.com%2F2023%2F11%2Fkbrs-cumhuriyeti-iki-toplumlu-bir.html%3Ffbclid%3DIwZXh0bgNhZW0CMTAAAR1hH6L-EmBJaWlhMJ3hiVMRYmnpOXr3tRJSXtglgp3Z1LXGy0iKT8MFXMk_aem_S0LnBoiQ3ayA4ZCG4UJ68Q&h=AT2XRgEq6bSYa40AVCj4LPKUgpMVl78C2kFWVJkzUQNX5EVNzbL7Jkyflxpj7Tk3E9AzHGVZ08GQGXOXRG96EKL7qpLQIOeF6RW9o65sxerZclfm99UQtLl0PQHPscQuQNePTZQLeU3CccI

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...