Ana içeriğe atla

Ali Kişmir’i savunmak…


 

Bildiğiniz gibi, Ali Kişmir hakkında bir yazısından dolayı GKK’ya hakaret gerekçesiyle ceza davası açılmış, 10 yıl hapisliği istenmektedir.

Ali’nin ne yazdığı, yazdıklarının hakaret içerip içermediği üzerinde durmayacağım.

Ali’nin yazısında yazdıkları üzerinden argüman geliştirmek, suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışmak davayı ta baştan kaybetmek demektir. Ali’nin bu argümanlarla savunulması, sonucunda beraat etse bile toplumsal olarak bu davayı kaybettiğimizin gösteresi olacaktır.

Çünkü; her şeyden önce, bu dava hukuksal değil, siyasal bir davadır.

Ne demeye çalışıyorum?

Bir kere, Kıbrıs’ın kuzeyinde hukuk, işgal hukukudur. Yani, işgal gücü gerekli gördüğü takdirde son sözü söyleme yetki ve gücüne sahiptir. Bu nedenle KKTC Anayasası’na “Geçici 10. Madde” eklenmiştir. Geçici 10. Madde’ye göre, Kıbrıs Türk halkı ve/veya herhangi bir makamı GKK’yı yönetecek komutanı seçme veya atama yetkisine sahip değildir. Bu hak, bu anayasa maddesi uyarınca TC Genel Kurmaylığı’na aittir. GKK Kıbrıs’ın kuzeyindeki iç ve dış güvenlikten sorumlu en yetkili makamdır. Polis, Sivil Savunma Teşkilatı ve hatta itfaiye bile bu komutanlığın emrindedir.

Bu durumda, KKTC’nin bağımsız, egemen bir devlet olduğu iddia edilebilir mi?

KKTC’nin ekonomisi TC’ye bağımlı bir ekonomidir. 1974 sonrası yaratılan ekonomik yaşam adım adım TC ekonomisine bağımlı ve entegre bir ekonomi haline getirilmek için adım adım ama gayet planlı bir şekilde önlemler ve projeler hayata geçirilmiştir. Kıbrıs Lirası tedavülden kaldırılarak yerine Türk Lirası tedavüle sokulmuştur. Merkez Bankası kurulmuş, ama başına TC’nin atadığı bir başkan konulacağı şartı konmuştur. Belirgin aralıklarla TC’nin oluşturduğu ekonomik ve mali protokallerle KKTC’ye ekonomik, sosyal ve siyasal dayatmalar devreye sokulmulmaktadır.

Bu durumda, KKTC’nin bağımsız, egemen bir devlet olduğu iddia edilebilir mi?

1974’ten başlayarak, sistemli bir şekilde adaya nüfus aktarılmış, aktarılan nüfus yerli nüfusu misliyle katlayarak demografik yapı TC lehine değiştirilmiştir.

Böylelikle, seçimler ve/veya referandumlarla ortaya çıkacak sonuçların işgal gücünün çıkarları doğrultusunda olması bir anlamda garantiye alınmıştır.

Bu durumda, KKTC’nin bağımsız, egemen bir devlet olduğu iddia edilebilir mi?

Bütün bunlara rağmen, konjonktür gereği ihtiyaç duyulan siyasal hamleleri yerine getirebilmek için siyasal parti kongrelerine müdahale edilmiş, adaylar adaylıktan vazgeçirilmiş, seçilenler seçilmemiş kabul edilirken, seçilmeyenler parti ve hükümet başına atanmıştır.

Bu durumda, KKTC’nin bağımsız, egemen bir devlet olduğu iddia edilebilir mi?

KKTC denilen, aslında TC’nin işgal rejiminin kamuflajından başka bişey olmayan bu göstermelik yapı bağımsız ve egemen bir yapı değilse, hukuku nasıl bağımsız olabilir?

2020 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu hukukun ne kadar göstermelik ve işgal kuvvetlerine bağımlı bir hukuk olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır. O sıralar henüz Cumhurbaşkanı olan Mustafa Akıncı’nın tüm iddia ve itirazlarına rağmen, ölümle tehdit edildiği bu hukuk sistemi nezdinde dikkate bile alınmamıştır. Hangi bağımsız ve egemen bir devlette, mevcut cumhurbaşkanı başka bir devletin cumhurbaşkanını işaret ederek, “cumhurbaşkanına bağlı bir kurum” tarafından ölümle tehdit edildiğini resmen ve alenen duyuracak ve hukuk kılını kıpırdatmayacak?

KKTC’de hukuk, “guguk” olmuş durumdadır…

İşte bu “guguk” olmuş hukuk zemininde hak aramak, adalet aramak, aslında kendi kendimizi kandırmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

Bu nedenlerle, Ali Kişmir davası hukuksal bir dava değil, siyasal bir dava ve mücadele olarak ele alınmalıdır.

Ali Kişmir’in davasında savunma değil, suçlama ve saldırı devreye sokulmalıdır.

Ali Kişmir’in davasında TC ülkemiz ekonomisine, siyasetine ve sosyal yaşamına karşı gerçekleştirdiği müdahaleler nedeniyle suçlu sandalyesine oturtulup, halk nezdinde mahkum edilmelidir!

TC, Kıbrıs’ın iç işlerine müdaale ettiği için suçlanmalı ve mahkum edilmelidir!

Ali Kişmir’i savunmak, tüm halkımızın düşünce ve düşüncesini ifade etme özgürlüğünü savunmaktır!

Kıbrıs Türk halkının, tüm diğer halklar gibi, kendi kendini yönetme hakkını kullanmasını savunmak, kendi geleceğini belirleme hakkını savunmak en doğal hakkıdır!

Bu haklara zarar verenlere karşı, kim olursa olsun, her alanda mücadele en doğal insan hakkıdır!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

"Dürüst" oportünizm belki de hepsinden daha tehlikeli olanıdır!"

1. NOT: Değerli dostlar, malumunuz olduğu üzere, 9 Mayıs günü Facebook üzerinden alttaki yazdıklarımı paylaşmıştım. Bazı itirazlar oldu bu yazdıklarıma. Olabilir ve olmalıdır da. Ben fikirlerin eleştirildikçe zenginleşmesine katkı konduğunu düşünenlerdenim. Öncelikle, Ahmet Serdaroğlu’nun konuşma videosunu izlemediğim iddia edildi ısrarla. Ardından, izlemiş olabileceğim, ama yanlış anladığım, bu nedenle de yanlış yorumladığım iddia edildi. Bu nedenlerden ötürü, sözkonusu yazımı, adım adım yorumlayarak, herkesin anlayabileceği bir şekle sokarak sizlerin bilgisine tekrardan getirmek istiyorum. 9 Mayıs tarihli yazımı tırnak içinde ve bold yaparak, şimdiki yorumlarımı ise aralarda yazacağım. Yani, bir anlamda, o postumun yorumlanmış hali olacaktır bu yazım. Bu tartışmalardan çıkardığım önemli bazı çıkarımlarımı da yazının altına eklemek istiyorum. Altına görüş ve eleştirilerinizi yazarsanız mutlu olurum. İyi okumalar. ------------------ 9 Mayıs tarihli Facebook paylaşımım şöyle başlıyordu:...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...