Şu veya bu şekilde “ticarileştirilen” bir uygulama, uygulayanları, ister istemez, o ticari ilişkilerin dayandığı “ekonomik ilişkileri” dikkate almak, hatta, süreç içinde o “ekonomik ilişkilere” tamamıyla “bağımlı” hale gelmek zorunda bırakır.
Aile birlikleri, mali açıdan güçlü olanlarla, olmayanlar olarak ikiye ayrılmış, dolayısıyla da zaten var olan okullar arası fırsat eşitsizliği bir o kadar daha büyümüştür.
Sağlıkta devreye sokulan “bağış sistemi”, zaman içinde “zorunluluğa” dönüştürülmüştür. Hastalar gerek bilgisizlikten, gerekse uğraşmak zahmetine katlanmak istemediklerinden, hatta gerektiği gibi bir tedavi alamama korkusundan, bu, tamamıyla gönüllülüğe bağlı bağışı zorunluluk telakki edip ödemektedirler. Hatta, “devlet hastahanesinde de ödeyeceksem, gider özel hastahanede tedavi olurum” diyen, hali vakti biraz daha iyi olan hastalar hiç de az değildir. Halbuki, gerek kamu görevlisi, gerekse özel sektör çalışanlarının veya emeklilerinin ne eğitim sisteminde, ne de sağlık sisteminde para harcamaları gerekmemektedir. Onlardan çalışırken yapılan kesintiler bu hizmetleri parasız alabilmeleri içindir. Ama, arz-talep dengesi üzerine kurulmuş, maksimum kar hedefli günümüz özel mülkiyet odaklı ekonomik sistem, tüm bu toplumsal karakterli uygulamaları, mevcut yasalar ve anayasaya rağmen çöpe atmayı ve yerine vahşi, altında kalanın boynu kopsun, güçsüzlerin güçlülere boyun eğdiği, köleleştirilmiş bir toplum yapısını konsolide etmek zorundadır.
Bu süreç bütün kapitalist dünyada 1980’lerden beri hüküm sürmekte, ne yasa ne de anayasa tanımamaktadır. Kitlelere, “Devletimiz, iyi günlerinde, ekonominin yolunda gittiği zamanlarda sizlere birçok avantajlar vermişti. Şimdi ise, ekonominin kötüye gittiği koşullarda hep beraber fedakarlık yapıp bu külfeti birlikte karşılamak için, sözkonusu avantajlardan feragat etmeniz gerekmektedir. Bu bir vatandaşlık bilinci ve görevidir!” diye seslenilmektedir.
Halbuki, yapılan tüm araştırmalarda, bu ülkelerdeki işçilerin, emekçilerin ekonomik olarak sürekli gerilemekte olmalarına, geçmişte elde ettikleri birçok hakları budanmakta olmasına rağmen, sermayedarların devlet eliyle kollandığı ve daha da zenginleştirildiği ortadadır. Yani, külfen paylaşılmıyor, külfet işçi sınıfı ve diğer emekçilerin sırtına yükleniyor!
Aynı politikalar trafik uygulamalarında da sözkonusudur.
Bu denli küçük bir coğrafyada, nerdeyse ayda iki kişi trafik kazalarında hayatını kaybetmekte, onlarcası yaralanmaktadır.
Trafik sorunları konuşulurken, son 15-20 yılda ülke nüfusunun 3-4 katına çıktığından hiç bahsedilmiyor.
Aynı şekilde, “yerli” ve “yabancı” (uzun yıllar burada yaşayanla, kısa bir süre önce gelip, ya da kısa süre için burada olanlardan sözediyorum) nüfus oranının “yabancılar” lehine büyüdüğü dikkate alınmıyor.
Bu çerçevede, yolların yetmezliği, var olanların kalitesizliği, standartsızlığı, araç kullanıcılarının ve yayaların eğitimi veya eğitimsizliği tartışma konusu bile edilmiyor.
Varsa, yoksa sürücü hataları, trafik canavarları...
O zaman cezaların artırılması gerek…
Tamam, bulduk! Kameralar!
Önden çeken kameralar!
Arkadan çeken kameralar!
Akıllı kameralar!
Daha da akıllı kameralar!
Hem, öyle yanlış yapıp aynı gün uçağa atlayıp kaçmak da yok artık! Anında Ercan’da kesilecek cezası!
Akıllı kameralar!
Devlet kasasına aksın paralar!
Ne kadar çok kamera, o kadar çok para!
Ne kadar akıllı kamera, o kadar daha çok para!
Daha çok para, daha çok para, en çok para!
Sahi, unutmadan sorayım; kaç para bu kameralar? Masrafını ödemesi için kaç ceza tahsil edilmesi lazım?
Kaç zamanda “akılsızlaşıp”, sökülüp amabara konulacak?
Ekonomik açıdan “Fizibıl” mı yani, onu öğrenmeye çalışıyorum… Maliyeti, karı zararı düşünüldü mü bari?
Belli ki, hepsi düşünülmüş…
Baksanıza 150 adet parasız verilmiş devlete, 150 tane de parayla…
Bir alana, bir bedava yani…
Her şeyi açıkladı Bakan, bir fiyatı açıklamadı…
Belli ki, her şeyi yaptıkları gibi bu işi de “ticarileştirmiş” ülkeyi yönetenler…
“Ticarileştirmiş” bir mantık ve uygulama, tüm üstte sorduklarımı dikkate alarak yapılmalı. Yani, kar-zarar hesabı yapılmalı öncelikle.
Karlılığı artırmak için tedbirler de alınmalı, değil mi? Tamam da, ceza kameralarının karlılığını artırmak için neler yapılabilir ki?
Bunun cevabını biliyorum, ama söylemiyeceğim. Aslında, ülkeyi yönetenler de çok iyi biliyorlar…
Bakın, bir ipucu vereceğim, cevabı siz bulun artık!
Leymosunlular hatırlayacaklardır Gamber’i, ölü yıkayıcıydı hani.
Gamber’e, “işler nasıl Gamber?” diye sorulduğunda, “allah artırsın!” diye cevap verirdi.
Anladınız mı?
Yorumlar
Yorum Gönder