Öncelikle,
gerek her iki aday arasında ve gerekse ziyaret ettikleri üç eski liderle
aralarında sanıldığı gibi bir zıtlığın olmadığını ortaya sermektedir.
Nitekim,
CTP Genel Sekreteri Erkut Şahali Facebook’taki 29 Ağustos 2025 tarihli postunda
bu gerçeği ortaya sermekten hiçbir çekince duymuyor. Şahali, Denktaş’tan
başlayarak, Tatar hariç bütün geçmiş cumhurbaşkanlarına methiyeler düzüyor.
Niye Tatar
hariç?
Erhürman’ın
seçimlerdeki rakibine de methiye düzecek değildi herhalde! Hele bir, seçimi
kaybedip köşesine çekilsin de öyle...
Dentaş ve
Eroğlu hatta Akıncı hakkında da pek olumlu konuşmazdı Şahali geçmişte. Şimdi,
ne Denktaş, ne Eroğlu, ne de Akıncı aktif siyaset içindedir. Bu durumda onları
olumlamak, hatta övmek siyaseten zarar değil, yarar getirir, değil mi?
Ayrıca,
geçmişte yaşanan sürtüşmelerin ve çekişmelerin pek bir gerçekliği olmayan,
göstermelik olaylar olduğunu da göstermektedir bu ziyaretler ve övgüler…
Özellikle
Akıncı açısından, 2000 yılında yaşananlar hiç yaşanmamış, Akıncı ve ailesi
ölümle tehdit edilmemiş, Tatar’ın halkın özgür oyuyla değil de, Türkiye’nin
müdahaleleriyle o koltuğa oturtulduğu hiç iddia edilmemiş gibi bir siyasal aile
fotoğrafı, daha doğrusu “biz bir takımız” fotoğrafı çiziliyor
gözlerimizin önünde…
Aynı “takımın
elemanları” oldukları hiç de abartı değil aslında. Erkut Şahali’nin açıklaması
tam da bunu ifade etmektedir; Denktaş’ıyla, Talat’ıyla, Eroğlu’suyla,
Akıncı’sıyla ve Tatar’ıyla tam bir “takım oyunu” oynamışlar bugüne kadar…
Her
takımın olduğu gibi, bu takımın da bir takım komutanı / takım kaptanı /
antronörü ya da koçu olmalı. İşte bu takımın “koçu” da Türkiye
Cumhuriyeti devletidir.
Bu takım,
ister federasyon desin, ister iki eşit egemen devlet, bu onların aynı takımın
elemanları olmalarına engel değildir. Aynı şekilde, takım koçu Türkiye ile
kavgalı göründüklerinde de aslında onlara verilen rolü oynamaktadırlar.
Takım
oyununda bireyin hükmü yoktur, önemli olan takım çıkarlarıdır. Bu çıkarları
belirleyen de takım elemanlarını yönlendirendir. Bu da Türkiye’dir. Türkiye,
kendi devlet çıkarları ve emperyalizmin çıkarları neyi gerektiriyorsa onu
yapar, bu çıkarlar takımdan hangi oyuncu ile sergilenecekse o oyuncuyu oyuna
sokar.
Dr. Küçük oyun dışına alınıp, Denktaş oyuna dahil edilirken; Denktaş
oyun dışına alınıp, Talat oyuna dahil edilirken; Talat oyun
dışına alınıp, Eroğlu oyuna dahil edilirken; Eroğlu oyundan
alınıp, Akıncı oyuna dahil edilirken; Akıncı oyundan alınıp, Tatar
oyuna dahil edilirken hep Türkiye Cumhuriyeti devletinin konjonktürel çıkarları
devredeydi.
19 Ekim
seçimlerini de aynı konjonktürel çıkarlar belirleyecektir, Tatar mı, Erhürman
mı sorusunu…
Bu takım
oyununu bozabilecek tek bir seçenek vardır 19 Ekim’de.
Bu seçenek
Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin ve adayı Osman Zorba’nın ortaya koyduğu
siyasettir.
Bu
siyaset, her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Kıbrıs halkının çıkar
ve kader ortaklığı olduğunu reddetmektedir.
Türkiye
Cumhuriyeti devletinin çıkarları emperyalizmin yaşatılmasına, Kıbrıs halkının
çıkarları ise emperyalizmin yenilgisine bağlıdır.
Türkiye
Cumhuriyeti devletinin çıkarları işgal ettiği Kıbrıs’ın kuzeyini kendi
hakimiyetinde tutmaya, Kıbrıs Türk halkını asimile ederek yok etmeye dayanmakta
iken, Kıbrıs halklarının çıkarları ise adayı birleştirmekten ve
özgürleştirmekten geçmektedir.
İşte
Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin, Türkiye’nin koçluğunu yaptığı bu takımda yer
almayı reddetmesinin ana nedenleri bunlardır.
Gelin,
Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönettiği bu takım oyununu birlikte bozalım!
Gelin,
ilericilerin, demokratların, yurtseverlerin, sosyalistlerin takımını yaratalım!
Gelin,
bunun ilk adımı olacak olan siyasete destek çıkalım!

Yorumlar
Yorum Gönder