Ana içeriğe atla

Timsah gözyaşlarına karnımız toktur, bilesiniz!



Bir basın çalışanı daha ölümle tehdit edildi.


Önce basından okuduk. Tehdit edilenin kimliği açıklanırken, tehdit edenlerin kimlikleri yoktu haberde.


Nerdeyse, sakız çaldı diye çocukların kimliklerinin deşifre edildiği bir ülkede, masum insanları tehdit eden alçakların isimleri deşifre edilmedi haberlerde. Habercilerin elinde olmayabilir, ama polisin elinde muhakkak vardır o isimler. Şubat ayında tutuklanıp, sınırdışı edilmişler çünkü.


Bu işin daha çok pratik yönü. 


Bir de siyasal yönü var ki, aslında o daha önemli.


Bu ülkede gazeteci Kutlu Adalı sokak ortasında kurşunlanıp, öldürüldü.


Ne yaptınız?


Siz siyasilere soruyorum. Halkınızı çok sevdiğiniz için siyaset yaptığınızı söylüyorsunuz ya, sizlere soruyorum; Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili hangi siyasal karaları aldınız? Hangi tedbirleri aldınız, Kutlu’yu katleden odağın, ülkemize gelip, başka cinayetler işlememesi için hangi önlemleri aldınız? Kutlu’yu öldürenlerin Türkiye’deki devlet adına pis işler çeviren, cinayetler işleyen bazı odakların işi olduğu afişe oldu, ne yaptınız o katil devlet nezdinde? Pretosto bile etmediniz.


2020 seçimleri öncesi, bu ülkenin Cumhurbaşkanı ölümle tehdit edildi. Tehditi yapanların TC Cumhurbaşkanı’na bağlı bir kurum tarafından (MİT) yapıldığı iddia edildi Akıncı tarafından. Ne yaptınız tedbir anlamında? Bu olay egemen bir ülkede olsa, tehditi yapan ülkenin elçisi derhal istenmeyen şahıs ilan edilir ve sınırdışı yapılırdı. Siz n’aptınız? Koskoca bir hiç! Bir rapor hazırlamanın dışında, siyasal, diplomatik anlamda hiçbir şey yapmadınız.


Afrika (Avrupa) Gazetesi taşlı sopalı saldırıya uğradı, saldıranlar hızını alamayıp meclisinizin damına çıkıp, Türkiye’deki İyi Parti’nin bayrağını diktiler. Polis yalvar yakar oldu onları meclisin damından aşağı inmeye razı etmek için. Bazıları yarılanıp hapse atılırken, kimileri de tüm aramalara rağmen bulunamamış… Siz ne yaptınız? Kısa süre içinde, o içeri atılanların da çıkarılmaları için karar ürettiniz meclisinizde.


Çünkü sizler Türkiye’siz bir hiçsiniz! Türkiye’siz nefes bile alamazsınız. 


Sizler, “Türkiye’de olsam AKP’ye oy verirdim”, “Türkiye tek güvendiğimiz limandır”, “Kıbrıs Türkü ile Türkiye’nin çıkarları ortaktır” diyenlersiniz…


Sizler, sırf Türkiye ile ters düşmemek için yaşanan tüm kötülükleri birbirinizin sırtına yüklemeyi, “kuklacıyı” suçlamak yerine, “kuklaları” suçlamayı maharet sayanlarsınız…


Bu nedenle sizlerden bir beklentim yoktur.


Boşuna timsah gözyaşları da dökmeyin, sizlere zerre inanmıyorum!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

Polyannacılık ve Gerçekler

Halkın, "polyannacılık" oynatılarak, hayaller dünyasına sürüklenmesindense, acı gerçekleri görüp, bu gerçeklere göre çare aramasını tercih ederim. Gerçekler nelerdir? Bu kavga basitçe bir hayat pahalılığının kaç ayda bir ödeneceği kavgası değildir.   Eylemci kitlelerin zihninde bu kavga Ankara'nın halkın iradesini hiçe sayarak, her alanda kendi iradesini halka dayatmasına karşı durma kavgasıdır.   Bu kavga, halkın kendi iradesiyle yöneticilerini seçmesine, kendi ekonomik yaşamını düzenlemesine, kendi siyasal kararlarını vermesine engel olan Ankara'nın sürekli müdahale etmesine karşı isyanıdır. Bu kavga, kimliğini ve geleceğini kaybetmekte olduğunu farkeden değilse bile hisseden Kıbrıs Türk halkının varoluş refleksidir. Bu gerçekler, sürekli ve sistemli bir şekilde üstü örtülerek görünmez kılınmaya, kavga UBP-CTP kavgası derekesine düşürülmeye çalışılmaktadır. UBP ve ortakları giderse, CTP ve ortakları gelirse herşeyin düzeleceği yalanı gerçeklerin önüne koyulmaya çal...

Eşitlik mi, eşitsizlik mi?

  1. Hayat Pahalılığı (HP) ödeneği maaş artışı değildir. HP , belirli bir zaman diliminde  satın alma gücü nde ortaya çıkan gerilemedir. İşte,  HP ödeneği  de, satın alma gücünde ortaya çıkan  gerilemeyi telafi etme  yöntemidir. Örneğin;  1 TL maaşınız olduğunu varsayarsak, 1 TL’nin satın alma gücü 1 TL’dir. Mesela ekmek  (*)  tanesi 1 TL ise, sizin maaşınızın satın alma gücü de 1 ekmek kadardır. Ekmek  %100  zamlanıp  2 TL  olursa, satın alma gücünüzü koruyabilmek için  maaşınızın da %100 artırılıp 2 TL olması gerekmektedir. İşte bu artışa  HP ödeneği  diyoruz. HP ödeneği, örneğimizdeki yüzdeliğin altında verildiği durumlarda, bırakın  reel artışı , maaşınız, yani satın alma gücünüz gerçekte düşürülmüş olacaktır. Mesela,  HP’nin %100 olduğu durumda maaşımıza %50 ekenirse, eskiden maaşınızla 1 ekmek satın alabiliyorken, şimdi, HP eklenmiş haliyle bile 1 ekmek alamaz duruma düşüyorsunuz. Ama maaşını...