Ana içeriğe atla

Celal Özkızan ne yapmaya çalışıyor?


Nuri Sılay Facebook hesabından, 10 Ekim 2025 tarihinde şu paylaşımı yaptı:

“KSP’nin TC işgaline ve askeri garantisine karşı çıkan açıklamalarının YSK tarafından defa defa sansürlenmesi, sadece tek bir şeyi ispatlar o da işgalin bizzat kendisi ve işgal altında demokrasi ve ifade özgürlüğü olamayacağıdır. 

Susmak kabullenmektir. 

Rejimi bir kez daha ifşa eden KSP ile dayanışmak en basit demokratik gailenin gereğidir.

İşgale ve yabancı garantörlere karşı çıkanları susturamazsınız.”


Bu paylaşımın altına gelen yorumlardan biri de Celal Özkızan’a aitti.

Celal Özkızan’ın yorumu şöyleydi: 


“Bu mantığa göre, İsrail karşıtı yazılamaların İsrail’in talebi ile Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından silinmesi emri de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin altında demokrasi ve ifade özgürlüğü olamayacağı anlamına mı gelir?”


Gerçekten de, Celal Özkızan ne yapmaya çalışıyor? Nuri Sılay’ın iddia ve tespitlerinin yanlış olduğunu mu ima etmeye çalışıyor? Yani, Nuri Sılay’ın iddia ve tespitleri, aynı mantıkla Kıbrıs Cumhuriyeti’ne de uyulandığında aynı sonuçları vermiyorsa, demek ki bu iddia ve tespitler kuzey için de geçerli değildir mi demek istiyor?


Yoksa, Nuri Sılay’ın iddia ve tespitlerinin doğru olduğunu, ama “Nuri’nin mantığıyla” hareket edilecek olursa, aynı iddia ve tespitlerin Kıbrıs Cumhuriyeti için de geçerli olması gerektiğini, soru olarak sorarken aslında iddia mı etmektedir?


Tüm bunlara yanıt bulmak için, Nuri Sılay’ın paylaşımını daha yakından incelememiz gerekir.


Nuri Sılay’ın ilk tespiti “KSP’nin TC işgaline ve askeri garantisine karşı çıkan açıklamalar” yaptığı tespitidir.


Celal Özkızan’ın bu tespit konusunda bir itirazı mı var? 

Varsa, bu itirazını açıkça yazmalı, değil mi?

Yoksa, ve KSP’nin bu tavrını destekliyorsa, bunu da açıkca ortaya koymalı, değil mi?


Nuri Sılay bu tespitinin arkasından ikinci tespitini de dile getiriyor; “YSK tarafından (KSP’nin bu açıklamalarının-MO) defa defa sansürlenmesi, sadece tek bir şeyi ispatlar o da işgalin bizzat kendisi (burada bir anlam düşüklüğü var, bana göre şöyle olmalıydı: “işgalin bizzat kendi varlığının kanıtı olduğunu”- Nuri Sılay’ın farklı bir düşüncesi varsa beni düzeltmesini rica ediyorum-MO) ve işgal altında demokrasi ve ifade özgürlüğü olamayacağıdır.” 


Celal Özkızan’ın bu tespit konusunda bir itirazı mı var? 

Varsa, bu itirazını açıkça yazmalı, değil mi?

Yoksa, ve KSP’nin bu tavrını destekliyorsa, bunu da açıkca ortaya koymalı, değil mi?


Devam edelim…


Nuri Sılay’ın yaptığı tespitlerden bir diğeri de şöyle; 

“Susmak kabullenmektir. 

Rejimi bir kez daha ifşa eden KSP ile dayanışmak en basit demokratik gailenin gereğidir.”

Celal Özkızan’ın bu tespit konusunda bir itirazı mı var? 

Varsa, bu itirazını açıkça yazmalı, değil mi?

Yoksa, ve KSP’nin bu tavrını destekliyorsa, bunu da açıkca ortaya koymalı, değil mi?


Ve, Nuri Sılay’ın son tespiti de şöyle;

İşgale ve yabancı garantörlere karşı çıkanları susturamazsınız.”

Celal Özkızan’ın bu tespit konusunda bir itirazı mı var? 

Varsa, bu itirazını açıkça yazmalı, değil mi?

Yoksa, ve KSP’nin bu tavrını destekliyorsa, bunu da açıkca ortaya koymalı, değil mi?


Celal Özkızan’ın KSP’nin sansüre tabi tutulması konusunda tavrını net bir şekilde ortaya koymadan, “pişmiş aşa su katmak”tan başka bir anlama gelmeyecek bir tavır sergilemesini nasıl değerlendirmeliyiz?

Ne diyor yorumunda Celal Özkızan? Tekrardan okuyalım: “Bu mantığa göre, İsrail karşıtı yazılamaların İsrail’in talebi ile Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından silinmesi emri de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin altında demokrasi ve ifade özgürlüğü olamayacağı anlamına mı gelir?”


“Bu mantığa göre” derken, Nuri Sılay’ın tespitlerini yaparken yürüttüğü mantıktan bahsediyor Celal Özkızan.


Celal Özkızan, indirgemeci bir yaklaşımla şunu ima ediyor aslında; Bu mantığı Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde de yürütecek olursak, aynı tespitlere varmamız gerekecektir. Yok, eğer aynı tespitlere varmıyorsak, bu mantık kuzey için de doğru bir mantık, dolayısıyla da bu mantıkla varılan tespitler de doğru tespitler değildir.


Tam bir Aristo mantığı...


Yok, Celal Özkızan başka bişey anlatmaya çalışıyorsa, açıkça yazsın ki her okuyan da anlayabilsin.


Evet, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak bilinen, ama 1960’ta kurulduğu şeklinden bile hayli uzaklaşmış olan Cumhuriyetin emperyalistlerin kontrolünde bir burjuva cumhuriyet olduğu bilinmeyen değildir. Özellikle 1963-74 arası yaptıkları da bilinmeyen değildir. (Bilmeyenler şu linke tıklayabilirler)  Ama gene de, KKTC ile KC’yi aynılaştırma çabası eğer öylesine edilmiş bir laf değilse, siyasal bir gaftan başka bişey değildir. Tamam, her iki devletin de özü burjuva devletler oluşlarıdır. Buruva devletlerin bila istisna hepsinin de esas karakteri burjuva diktatörlükler oluşudur. Ama, bu karakterlerini her koşul ve şartta, her zaman ortaya sermedikleri, ortaya serme ihtiyacı duymadıkları, işlerini baskı dışı yöntemlerle sürdürebildikleri takdirde, baskı yöntemlerini devreye sokma ihtiyacı duymadıklarını da bilmek ve hesaba katmak durumundayız. Aslında bu durum KKTC için bile sözkonusudur. Nitekim, yıllarca sansürleme ihtiyacı duymadıkları konuları, bu seçimde sansürleme ihtiyacı duymuşlardır. Bu durum onların gerçek karakterinin ortaya saçılmasına ve görmek isteyen her gözce görülmesine olanak sağlamıştır.


Neyse, çok da uzatmanın gereği yok sanırım.


Benim derdim aslında Celal Özkızan’a cevap vermek değildi. Ben tavrının net olmadığını, netleştirilmeye muhtaç olduğunu vurgulamak için kaleme aldım bu satırları. Üstelik de bu kadar yoğun olduğumuz bu günlerde...


Bu nedenle, umarım Celal Özkızan da tavrını netleştirir de, böylelikle nerede durduğunu hepimizin de daha net görmemize yardımcı olur...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...

Usta Şair Şener Levent Döktürdü Gene! (*)

Her zaman söylemişimdir, Şener Levent usta bir şairdir diye… O, köşe yazılarını da şiir gibi yazar… “Su içer gibi” okunmasının tılsımı budur yazdıklarının… O, konuşurken de şiir okur sanki! Şener Levent usta bir şairdir! Ya siyaset? Şiirde tutarlılık pek gerekli değil de, siyasette olmazsa olmazdır! Şiirde gerçeği ortaya serme pek gerekli değil de, siyasette olmazsa olmazdır! Şiirde sonuç alma pek gerekli değil de, siyasette olmazsa olmazdır! Tabi, halk için siyaset yapıyorsanız   eğer! Usta şair Şener Levent, bilmiyor mu ki, bireyler sistemler tarafından yoğrulur, şekillendirilir ve sistem uğruna kullandırılır? Bilmez olur mu hiç usta şair, Moskovalar’da eğitim almış usta düşünür! Hani, Marks’ı, Lenin’i,   Gorki’yi, Çehov’u ve daha nicelerini “yalayıp yutmuş”; Stalin’in katil olduğuna nerdeyse tıpkı R.R. Denktaş gibi, “delilleri gördüm!” diyerek “kalıbını basacak olan” “usta siyasetçi” Şener Levent, siyasetteki şu basit olgudan habersiz olabilir mi? Evet usta şair Şene...