Ana içeriğe atla

Sermaye Düzeni ve Federasyon


Sermayenin hakim olduğu şartlarda, niyet üstünlük olduktan sonra, adına
‘federasyon’ da deseniz, gün gele çatışma ve ayrılık kaçınılmaz olur.

Hele de, küçücük ve güçsüz bir toplumsanız, korunmak için bir “anavatana” ihtiyaç duyuyorsanız, sizden daha güçlü, daha avantajlı başka bir sermaye grubunun yönettiği bir toplumla ‘federasyon’ kurmanız durumunda, gün gele rakip sermayenin hakimiyetine girmenizin kaçınılmaz olduğunun bilincindesiniz.

Bu nedenle, sizin ‘federasyonunuz’ bile aslında ‘konfederasyondur’. Sermayenizi garanti edecek her türlü önlemi almak için yapamayacağınız hiçbir şey yoktur. Devletinizi korumak zorunda hissedersiniz, çünkü devlet olmadan, devlet olmanın ayrıcalıkları olmadan sermayenizi korumanın mümkün olamayacağının farkındasınız. 

İşte bu nedenle, ayrı devlet ihtiyacınızı bile ‘federasyon’ kılığına sokmaya çabalarsınız. Bu çabanızı dünyaya yutturmak için de “anavatanınıza” secde edersiniz!

Ama, o çok güvendiğiniz "anavatanınız" da sermaye düzenine sahip olduğundan onunla da rekabet içinde bulursunuz kendinizi. Ve, doğaldır ki, büyük sermaye güçlü olandır ve güçsüz olanı yutar, "anavatanınız" olsa bile!,

Yani, 'aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık!'

Bir yanda “anavatan” sermayesi diğer yanda AB sermayesi ile bütünleşmiş Kıbrıs Rum sermayesi, ikisi de sermayenize çökmeye aday…

İşte, siz sermayedarların ve siyasetçilerinizin ‘hem ağlar, hem giderim’ konumunuzun nedeni burda yatmaktadır. 

Tam bir açmaz!

Ve, bu açmazdan kurtuluşun tek bir yolu vardır; sermaye düzeninden kurtulmak!

Bu kurtuluş sadece sizin çabalarınızla değil, dünya emek güçlerinin desteği ile olmak zorundadır!

Ve, bu kurtuluş sadece sizin değil, dünya emek güçlerinin de kurtuluşu olmak zorundadır!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

Polyannacılık ve Gerçekler

Halkın, "polyannacılık" oynatılarak, hayaller dünyasına sürüklenmesindense, acı gerçekleri görüp, bu gerçeklere göre çare aramasını tercih ederim. Gerçekler nelerdir? Bu kavga basitçe bir hayat pahalılığının kaç ayda bir ödeneceği kavgası değildir.   Eylemci kitlelerin zihninde bu kavga Ankara'nın halkın iradesini hiçe sayarak, her alanda kendi iradesini halka dayatmasına karşı durma kavgasıdır.   Bu kavga, halkın kendi iradesiyle yöneticilerini seçmesine, kendi ekonomik yaşamını düzenlemesine, kendi siyasal kararlarını vermesine engel olan Ankara'nın sürekli müdahale etmesine karşı isyanıdır. Bu kavga, kimliğini ve geleceğini kaybetmekte olduğunu farkeden değilse bile hisseden Kıbrıs Türk halkının varoluş refleksidir. Bu gerçekler, sürekli ve sistemli bir şekilde üstü örtülerek görünmez kılınmaya, kavga UBP-CTP kavgası derekesine düşürülmeye çalışılmaktadır. UBP ve ortakları giderse, CTP ve ortakları gelirse herşeyin düzeleceği yalanı gerçeklerin önüne koyulmaya çal...

Eşitlik mi, eşitsizlik mi?

  1. Hayat Pahalılığı (HP) ödeneği maaş artışı değildir. HP , belirli bir zaman diliminde  satın alma gücü nde ortaya çıkan gerilemedir. İşte,  HP ödeneği  de, satın alma gücünde ortaya çıkan  gerilemeyi telafi etme  yöntemidir. Örneğin;  1 TL maaşınız olduğunu varsayarsak, 1 TL’nin satın alma gücü 1 TL’dir. Mesela ekmek  (*)  tanesi 1 TL ise, sizin maaşınızın satın alma gücü de 1 ekmek kadardır. Ekmek  %100  zamlanıp  2 TL  olursa, satın alma gücünüzü koruyabilmek için  maaşınızın da %100 artırılıp 2 TL olması gerekmektedir. İşte bu artışa  HP ödeneği  diyoruz. HP ödeneği, örneğimizdeki yüzdeliğin altında verildiği durumlarda, bırakın  reel artışı , maaşınız, yani satın alma gücünüz gerçekte düşürülmüş olacaktır. Mesela,  HP’nin %100 olduğu durumda maaşımıza %50 ekenirse, eskiden maaşınızla 1 ekmek satın alabiliyorken, şimdi, HP eklenmiş haliyle bile 1 ekmek alamaz duruma düşüyorsunuz. Ama maaşını...