Ana içeriğe atla

Yeniden merhaba!




Uzun bir aradan sonra tekrardan Gazedda’da yazma fırsatını yakalamak onur verici bir durumdur.


Herhangi bir gazete değil de, Gazedda’da yazmak benim açımdan gerçekten önemli…


Geçen hafta Nuri Sılay’dan bir mesaj aldım, aynen aktarıyorum: “Hocam Pazartesi yayında olmayı planlıyoruz eğer bir aksilik olmazsa.”


Bir süre önce görüştüğümüzde, “yeni bir şekil vermeye uğraşıyoruz Gazedda’ya, hazır olur olmaz haber veririm.” demişti Nuri. Sözünün eriymiş belli ki!


“Çok sevindim. Başarılar. Eskisi gibi, fırsat buldukça yazmak isterim, sağlığım elverdiğince.” dedim ve ekledim, “Bilmem ve hesaba katmam gereken bişey var mı?”


“Yok hocam, istediğin zaman istediğin şekilde yazabilirsin.” diye karşılık verdi Nuri…


İstediğim zaman, istediğim şekilde”… Tam benlik… Eskiden olduğu gibi yani.


Anladınız mı, herhangi bir gazete değil de, Gazedda’da yazmaktan neden gurur duyduğumu? Kaç gazete sahibi veya sorumlusundan duyarsınız bu lafları?


Evet, “istediğim şekilde”, yani özgürce!


Ama bu, yazılarımın eleştirilemez olduğu anlamına gelmez tabi ki! Tersine, eleştirilmek isterim. Çünkü, eleştiriye kapalı fikir ölüme mahkumdur!


Bu perspektif doğrultusunda, bugünden başlayarak yazacağım yazılara zemin oluşturmasına büyük özen göstereceğim bir temeli (aslında buna ‘Bilimsel Sosyalizm’in de temeli diyebiliriz) sizlerle paylaşmak istiyorum.


Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek Yayınları’nda, Mayıs 2005 yılında Kısa Dersler adıyla yayınlanan broşürden (Yazının bütünü için lütfen tıklayınız ) kısa bir bölüm:


“Kısa Dersler -2-


EKONOMİK YASALARIN NESNELLİĞİ


Hem doğanın hareketi, hem de toplumun ekonomik hareketi insan iradesinden bağımsız olarak vardırlar. Dolayısıyla, hem doğanın hem de ekonominin gelişmesinin uymak zorunda olduğu yasalarda insan iradesinden bağımsız olarak var olan ve bu süreçleri etkileyen ve düzenleyen yasalardır.


Yani, hem doğal hem de ekonomik süreçlerin uymak zorunda olduğu yasalar iradi olarak yaratılamaz, tam tersine onlar doğal ve ekonomik süreçlerin içinde bulunmalı, öğrenilmeli ve böylece kavranılmalıdır. Yani, hem doğa bilimlerinin hem de ekonomi politik biliminin bu süreçleri incelerken bulduğu ve kullandığı yasalar, doğal ve ekonomik süreçlerde insan iradesinden bağımsız olarak varlıklarını sürdüren yasaların insan düşüncesindeki yansımalarıdırlar.


Doğada insanlardan bağımsız, insanların üzerindeki etkilerden kopuk olarak ele alınan doğada, doğanın yasaları kendilerini kör zorunluluk olarak empoze ederler. Orada yasaların faaliyetlerinde, bilinç söz konusu değildir.


Fakat doğa ile insanın ilişkisi söz konusu edildiğinde, insanın doğa üzerindeki bilinçli faaliyeti, yani üretim söz konusu olduğunda doğa yasalarının doğadaki kör zorunluluğu ortadan kalkar; şimdi söz konusu olan doğa yasalarının insanlar tarafından bilinçli kullanılışıdır çünkü… Doğa yasalarını kavramış olan insanlar, bu yasaları gerçekten doğru bir şekilde kavradıkları ve onların taleplerine uygun hareket ettikleri oranda ve bu yasaların etkileri insanların tabiat üzerinde o günkü mevcut gücünü aşan etkiler olmadığı oranda onları kendi amaçlarına tabi kılar, bu yasaları başarmak istedikleri sonuçlara varmak için, üretim için kullanırlar. İnsanların doğa hakkındaki bilgilerinin gelişmesine orantılı olarak doğa yasalarını kendi amaçları için kullanma yetenekleri de, doğa üzerindeki hakimiyetleri de artar.


Burada, insanların doğa ile olan ilişkilerinde şu gayet açık ve herkes tarafından kabul edilebilir bir gerçekliktir ki, insanların doğayı kendi amaçlarına uyarlayabilmesi ancak ve ancak doğa yasalarının taleplerine uyarak mümkündür. İradi doğa yasaları icad ederek, yani doğa yasalarının taleplerine uymayarak doğa insan iradesine tabi kılınamaz, tam tersine, doğa kendi yasalarının taleplerine uymayanlar üzerinde hakimiyet kurar; doğanın hareketinin kör zorunluluğu onları yıkar !


Ekonomik süreçler için de aynı şeyi söylemek gereklidir.


Ekonomik süreçler insan iradesinden bağımsız olarak vardırlar. Onların yasaları ekonomik süreçler incelenerek bilince çıkarılabilir. Bir kere bu yapıldı mı, ekonomik hareketin yasaları insanların ekonomik gelişmeyi bu yasaların taleplerine uygun olan amaçlarına yöneltebilmesinin, bu yasalara uygun olan istediği sonuçları alabilmesinin araçları haline gelirler.


Fakat, doğa ve onun yasaları ile ekonomi ve onun yasaları ve bu yasaların kendilerini ortaya koyuş şekilleri arasında farklılıklar da vardır.


Birincisi, doğa ve onun yasaları insanlık için, insanlık tarihi açısından süreklidirler. Halbuki ekonomi ve onun yasaları, doğrudan doğruya insanların faaliyetini söz konusu eden ekonomi ve bu faaliyetlerin yasaları olan ekonomik yasalar, insanlık tarihi açısından ve birkaç en genel yasa dışında sürekli değildirler, insanlık tarihinin belirli bir kesiti için geçerliliklerini korurlar, daha sonra ise güçlerini yitirirler ve süreç içinde yerlerini yeni ekonomik yasalara terk ederek yok olup giderler.


İkincisi, doğa yasaları ve onların etkilerinin araçları, insanların onları kullanarak doğrudan kendi amaçlarına uygun sonuçlar elde edişine karşı herhangi bir direniş örgütleyemez. Doğa yasalarının etki alanı doğa ve onların insanlar tarafından pratikte kullanılma şekli olarak üretim tekniği ile kısıtlıdır. Dolayısıyla, insanların doğa yasalarını kullanmasının sınırını belirleyen faktörler onların bu yasaları bilmeleri ve pratik üretim tekniğinde uygulayabilme yetenekleri; bu yasaların etkilerinin gücü; ve bizzat insanların ekonomik örgütleniş şeklidir. İnsanların doğa yasalarını kullanmaları alanında insanların ekonomik örgütlenişinin, kendine özgü talepleri nedeniyle doğa yasalarının öğrenilmesini ve onların bilinmelerine rağmen üretim tekniğine uygulanmalarını kısıtlaması dışında – komünizm harici ekonomik örgütlenmeler için geçerli olan bu olumsuz etki dışında – doğa yasalarının kullanılışı az çok doğrudan ve kolay olur.


Ekonomik yasaların kullanılışında ise durum tamamen farklıdır. Ekonomik süreçlerin yasalarının etki araçları bizzat insanların kendisi, sınıflı toplumlarda da sınıflardır. Bu nedenledir ki eski sınıflar, eski ekonomik yasaların yaşamını sürdürmek, yeni ekonomik yasaların kendilerini empoze etmesini önlemek için direnişi örgütlerler. Yeni sınıflar, geleceğin temsilcisi sınıflar da yeni ekonomik yasaların hayatta hakimiyet kurmalarını sağlamak için eski sınıfların örgütlediği bu direnci kırmak, yerle bir etmek ve bu yerle bir etme görevlerini örgütlemek zorundadırlar.


Dolayısıyla burada, ekonomik yasaların kullanılışı alanında, ekonomik gelişme yasalarının uygulanışı her zaman yeni ekonomik süreçlerin temsilcisi sınıfların görevi olmuştur. Yeni ekonomik yasaların yolunu açmak için eski sınıfların bu direncinin kırılması gereklidir.


Dün yeni olan ve kendine kanallar açmak isteyen ekonomik yasaların zaferi için bu yasaların taleplerine uymak istemeyen, onlara karşı direnişi örgütleyen feodalleri deviren burjuvazi bugün kendisi devirdiği feodallerle aynı konumdadır. O, bugün aşırı derecede toplumsallaşmış üretici güçlerin niteliğinin kavranmasını önlemeye; bu niteliğin ekonomik taleplerine uyulmasını engellemeye; kendine yol açmak için ekonomiyi zorlayan sosyalist ekonomik yasaların yolunu kapamaya çalışmaktadır. O zaman da tüm ekonomik sistem niteliğine, gelişme yönünün taleplerine uyulmadığı için; bu sistemin içinden doğru fışkırmak için kendini zorlayan, sistemin gelişmesi için zorunlu olan sosyalist ekonomik yasalara uyulmadığı için bu yasalar, bu sosyalist ekonomik yasalar kendilerini kör bir zorunluluk olarak empoze etmekte, insanların karşısına, insanlar tarafından kontrol edilemez doğa kuvvetleri gibi dikilmektedirler. Bollukta yoksulluk.


Ancak ve ancak Proletarya, burjuvazinin direncinin kırılışını örgütleyerek, kapitalist sistemin derinliklerinde yaşamakta olan ve burjuvazi tarafından uygulanışı engellendiği için kör bir zorunluluk olarak kendini empoze eden sosyalizmin ekonomik yasalarının önünü açabilir, ekonomik gelişmenin taleplerinin öğrenilmesini ve onlara, ekonominin yasalarına uyulmasını sağlayabilir. Proletaryanın ve dolayısıyla toplumun ekonomik yasaların taleplerine uyma yeteneği komünist toplumun örgütlenişi ile mükemmelleştirilir.


Bugünkü toplumun ekonomik örgütlenişi komünizmi talep etmektedir. Bu talebe karşı direnişi örgütleyerek, insanlığı açlığa, savaşa ve katliama sürükleyerek herkese malum insanlık düşmanı suçları işleyen burjuvazi ve onun taraftarları, insanlığını idrak edememiş hayvanlardır. Barbarlardır. Bilimin düşmanları, cehaletin şampiyonları, gericiliğin her türünün destekleyicisi ve koruyucusu rezil kepaze gangsterlerdir.


İnsanlığın tek umudu, Proletaryanın bu barbarlara karşı kendini örgütlemesi, onları devirmesi ve üretimi, ekonomiyi yasalarına uygun bir şekilde yeniden düzenlemesindedir.


İnsanlığın tek umudu muzaffer proleter devrimindedir. Komünizmdedir.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tufan Erhürman neye adaydır?

19 Ekim 2025 Cumhurbaşkanlığı seçiminin (herkes kendi penceresinden bakıyor olsa bile) Kıbrıs Türk toplumu açısından bir “kader seçimi” (“ Tükeniş seçimi” diyenler de var) olduğu noktasında nerdeyse tüm siyasiler birleşiliyorlar. “Sağ Cephe” (aslında bu cepheye “Klasik Sağ Cephe” demek daha doğru olacaktır) olarak bilinen Ersin Tatar cephesine dahil olanlar, seçim sonrası “egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü” konusunun Türkiye ile birlikte ileriye götürüleceğini her vesileyle ima etmektedirler. Hatta, detaya da girerek, örneğin KKTC’nin dış işlerinin TC Dış İşleri Bakanlığı’na bağlanacağını dillendirenler bile var. “Sağ Cephe”nin ters kutbunda yer aldığı varsayılan “Sol Cephe” (aslında, amaç ve hedefler açısından “Sağ Cephe”den çok da farklı olmayan, daha çok hedefe ulaşma yöntemleri açısından farklılaşan bir sözde sol cephedir) de, TSK’nın 1974 işgalini “Barış Harekatı” olarak gören, Kıbrıs sorununun “konfederasyon” (iki eşit, egemen devlet temelinde bir çözüm) değil...

Büyük komplo!

* Kendi arzu ve planlarını, “halk öyle istiyor” demagojisi ile gizleme sanatına şahitlik ettik. * BU KOMPLONUN GEREKÇE VE TEMEL AMAÇLARI > Türkiye Cumhuriyeti zorda! Çıkış yolu var mı? * Ekonomi, * Siyaset, * Uluslararası ilişkiler, hepsinde de zor günler yaşanıyor. Öcalanla anlaşmak lazım, ABD’den silah almak lazım, uçak almak lazım; ABD’ye milyarlar akıtmak lazım! Rusya’dan gaz alımını azaltmak lazım. Lazım-lazım-lazım… Karşılığında ABD’den “Meşruiyet” alınmıştır…   > Ya KKTC? >> TC’nin KKTC siyaseti de zorda, yeni bir imaj şart! * Tatar’a 5 yıldır uygulattırılan “iki eşit, egemen devlet temelinde çözüm olmazsa görüşme olmaz” şartı nedeniyle oluşan Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri çözüm istemiyor iddiası, Kıbrıs Rum liderliği federasyon oluşturmak için görüşmelere hazırdır, ama Kıbrıs Türk ve Türkiye liderlikleri hazır değildirler iddiası, * Bu duruma paralel KR tarafının geliştirdiği mütahhit tutuklamaları şeklindeki hukuksal süreçler inşaat sektörünü ve dolayı...

Usta Şair Şener Levent Döktürdü Gene! (*)

Her zaman söylemişimdir, Şener Levent usta bir şairdir diye… O, köşe yazılarını da şiir gibi yazar… “Su içer gibi” okunmasının tılsımı budur yazdıklarının… O, konuşurken de şiir okur sanki! Şener Levent usta bir şairdir! Ya siyaset? Şiirde tutarlılık pek gerekli değil de, siyasette olmazsa olmazdır! Şiirde gerçeği ortaya serme pek gerekli değil de, siyasette olmazsa olmazdır! Şiirde sonuç alma pek gerekli değil de, siyasette olmazsa olmazdır! Tabi, halk için siyaset yapıyorsanız   eğer! Usta şair Şener Levent, bilmiyor mu ki, bireyler sistemler tarafından yoğrulur, şekillendirilir ve sistem uğruna kullandırılır? Bilmez olur mu hiç usta şair, Moskovalar’da eğitim almış usta düşünür! Hani, Marks’ı, Lenin’i,   Gorki’yi, Çehov’u ve daha nicelerini “yalayıp yutmuş”; Stalin’in katil olduğuna nerdeyse tıpkı R.R. Denktaş gibi, “delilleri gördüm!” diyerek “kalıbını basacak olan” “usta siyasetçi” Şener Levent, siyasetteki şu basit olgudan habersiz olabilir mi? Evet usta şair Şene...