Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ali Kişmir’i savunmak…

  Bildiğiniz gibi, Ali Kişmir hakkında bir yazısından dolayı GKK’ya hakaret gerekçesiyle ceza davası açılmış, 10 yıl hapisliği istenmektedir. Ali’nin ne yazdığı, yazdıklarının hakaret içerip içermediği üzerinde durmayacağım. Ali’nin yazısında yazdıkları üzerinden argüman geliştirmek, suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışmak davayı ta baştan kaybetmek demektir. Ali’nin bu argümanlarla savunulması, sonucunda beraat etse bile toplumsal olarak bu davayı kaybettiğimizin gösteresi olacaktır. Çünkü; her şeyden önce, bu dava hukuksal değil, siyasal bir davadır. Ne demeye çalışıyorum? Bir kere, Kıbrıs’ın kuzeyinde hukuk, işgal hukukudur. Yani, işgal gücü gerekli gördüğü takdirde son sözü söyleme yetki ve gücüne sahiptir. Bu nedenle KKTC Anayasası’na “Geçici 10. Madde” eklenmiştir. Geçici 10. Madde’ye göre, Kıbrıs Türk halkı ve/veya herhangi bir makamı GKK’yı yönetecek komutanı seçme veya atama yetkisine sahip değildir. Bu hak, bu anayasa maddesi uyarınca TC Genel Kurmaylığı’na aittir. GKK...

CTP ne öneriyor ve Tatar’dan farkı ne?

“ CTP lideri Tufan Erhürman New York’taki BM Genel Kurulu’nda, “toplum lideri” boşluğunu dolduracak, partisinin çalıştığı 5 maddelik müzakere yöntemi önerilerini sunacak.” deniliyor haberde... Gelin, bu 5 Maddeyi, madde madde ele alıp yorumlayalım; “1. Yeni bir süreç kurgulanırken, Crans Montana itibariyle varılan tüm yakınlaşmalara sadık kalınmalı ve anlaşmaya varılan konularla ilgili hiçbir şekilde geri dönüş olmamalı.” İyi de, bu nasıl sağlanacak? Yani, “tüm yakınlaşmalara sadık” kalınmazsa, ya da “anlaşmaya varılan konularla ilgili” herhangi bir şekilde “geri dönüş” olursa, buna yeltelinirse bunu kim, nasıl engelleyecek? Süreci, şimdiye dek BM Genel Sekreteri yönettiğine ve bu son, muhtemel süreci de BM belirleyeceğine göre, bu ilkelerin öncelikle BM Genel Sekreteri ile konuşulup kabullenmesini ve uygulamasını sağlamak gerekmiyor mu? Üstelik, BM Genel Sekreteri görüşmelerde uygulanacak prosedürü, önceden, taraflara sunup onaylatmakta, ya da, iki tafının liderleriyle yap...

Pisgobulu Anne, Sarıyerli (İstanbul) babanın Zodyalı kızı Buse…

Buse Savaşkan, özellikle Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nda kadınlar yüksek atlamada adını finale yazdırdıktan sonra adından oldukça çok söz edilmeye başlanan kadın atlet… Fazla ileri gitmeden ve yanlış anlaşılmamak için şunu vurgulamak isterim ki; Ben Buse’nin göstermiş olduğu bireysey başarıyı küçümsemeye çalışmıyorum, tersine, bir Pisgobulu olarak, Buse’nin köylüsü olarak onunla gurur duyuyorum ve başarılarının artarak devam etmesini arzuluyorum. Ama önce, biraz tarih, biraz coğrafya ve biraz da siyaset. Evet, Pisgobu (Piskobu/Yalova/Επισκοπή-Ebisgobi- /Episkopi) Kıbrıs’ın güney sahilinde, Leymosun (Limasol/Λεμεσος-Lemesos-/Limassol) kentine bağlı bir sahil köyü.  Kendi insanının diliyle  “Pisgobu/Yalova”  veya  “Επισκοπή” -Ebisgobi-  diye bilinen ve 1974’e kadar karma  (Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Elenlerin ortak yaşam sürdüğü)  bir köy, hatta 1963 sonrası yaşanan göç hareketleriyle Kıbrıs şartlarında kasabaya dönüşmüş bi...

Bugün 20 Temmuz!

Bugün 20 Temmuz 2024, Kıbrıs’ın TC tarafından işgalinin 50. yılı… 50 tane yıl geçti işgalin üzerinden! 50 yıl, yani yarım asır... yarım asır, yani 600 ay… 600 ay, yani 2600 hafta… 2600 hafta, yani 18250 gün… Kıbrıs’ın işgalinin 600’üncü ayı, ya da 2600’üncü haftası, ya da 18.250’inci günü, yani tam yarım asır sonrası… Ve, hala bugün TC işali devam ediyor, her şeye rağmen! Ve… Bugün, yani 20 Temmuz 2024 günü, sabah 5:44’te tepemizden helikopter geçiyor bize 20 Temmuz 1974’ü unutturmamak istercesine! Nasıl unutabiliriz ki biz 20 Temmuz 1974’ü? Öldürdük ve öldürüldük biz o gün! Yağmaladık ve yağmalandık biz o gün! Ülkemizi böldük biz o gün! Ve, tam 50 yıldır her gün ölmekte, yağmalanmakta ve bölünmüş bir Kıbrıs’ta yaşamaktayız biz! BM Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin, Avrupa Parlamentosu’nun, Lahey Adalet Divanı’nın   kararlarına rağmen devam ediyor Kıbrıs’ın TC tarafından işgali 50 yıl sonra hala! Evet, bugün 20 Temmuz 2024 ve misafirlerimiz var “anvatanımızdan”! Daha dün, TB...

İlericilik ve gericiliğin temelleri

  27 Aralık 2021'de, 'Toplumsal Hareket Platformu' isimli sosyal medya sayfasında alttaki görüşümü paylaşmıştım:   “İşçi sınıfının çıkarları savunulmadan, küçük üreticinin, esnafın ve küçük işletme sahiplerinin çıkarlarını savunmak mümkün değildir! Mümkündür diyenler, aslında işçi sınıfının çıkarlarını değil, küçük burjuvazinin çıkarlarını ve küçük burjuva sistemi savunduklarını gizlemeye çalışıyorlar... İşte, tam da bu nedenden ötürü, bu tür siyasetler ve siyasetçiler ilerici değil, GERİCİDİRLER!” Bu paylaşımımın altına Mehmet Mahmut dostum bir yorum eklemiş. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum:   “Isci sinifi ve ben bunu, ozellikle da Kibris gibi, kuzey gibi bir yer soz konusu olunca, EMEKCILER deyceyim, orgutlenip kendileri icin ne isediklerini dayatmazsa, sosyal sinif degildirler zaten, esen uzgara gore savrulan ve yaninda calistiginin insafina kalmis bireylerdirler yalnizca... abi anliyorum, sen mevcut siyasetciler ilerici degil, ericidirler de...